Back

ⓘ Dil veya lisan, insanlar arasında anlasmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelisen canlı bir varlık, tem ..



Dil
                                     

ⓘ Dil

Dil veya lisan, insanlar arasında anlasmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelisen canlı bir varlık, temeli tarihin bilinmeyen dönemlerinde atılmıs bir gizli anlasmalar düzeni, seslerden örülmüs toplumsal bir kurumdur.

Dil, birbirleriyle yakın iliskili iki farklı tanımın kullanımını belirtir. Tekil anlamda dil, genel bir olgudur veya mesela Almanca veya Çince gibi somut bir dili ifade eder. Burada dil genel anlamda bir olgu olarak ele alınmaktadır.

Dil, iki farklı görüs açısı altında tanımlanabilir:

  • Insanlar arasındaki anlasmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dil, kelimelerden olusan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletisim biçimlerinin yanı sıra insanların en etkili iletisim sekli olan sözlü iletisimi tanımlar. Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve kelimeler aracılığıyla veya isaret dilinde olduğu gibi isaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır" Isaret dili” ile karsılastırınız. Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal isaretlerle veya normlar aracılığıyla aktarılır. Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletisim mümkündür" Yazı dili” ile kıyaslayınız. Konusma dilinin ve yazı dilinin tanımları. Dil, anlambilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, kelimelerin birbirleriyle iliski kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır. Bir dilin en küçük parçası kelime, jest veya seslenmedir. Konusmacıda olan hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletisim sağlanmıs olur. Bu bakımdan kelimeler bilinçli olarak seçilmis sembollerdir ve aynı sekilde istence bağlı düsüncelerdir. Örnek olarak Edward Sapir’in dil tanımı su sekildedir 1921:" Dil; duyguların, düsüncelerin ve isteklerin serbestçe olusturulmus semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. ”
  • Mutlak anlamda dil, düsüncenin ve Dünya görüsünün iletisim aracı olarak tanımlanır. Ilk olarak Wilhelm von Humboldt’un yaptığı gibi bu tanım, dilin insanların bütün karmasık etkinlikleri ve düsünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır. Dil insanlar arasındaki anlasmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine Dünyadaki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak olusturulur. Nesneler ve durumlar Dünyanın dilsel olarak kavranısı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüsürler. Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için Dünyada bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı. O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir Dünyada hayvan gibi yasamamıstır. Insanlar bu Dünya üzerinde baslangıçta bütünleyici olarak ve zaman dil aracılığıyla anlasmıstır, hatta dil ile iç içe yasamıstır. Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder. Bu yaklasım da dilin olgusu karsısında bir iletisim aracı olarak bulunur.

Ayrıca dilin gösterge bilimiyle isaret bilimi bağlantılı olan tanımı da önemlidir. Bu gelenekten sonra Ferdinand de Saussure, dili bir göstergeler sistemi olarak tasarlamıstır ve bu dil göstergesini telaffuzun signifiant = gösteren ve fikrin signifié = gösterilen zorunlu iliskisi olarak hatta zihinsel bir seyler olarak ifade etmistir.

Dil, kusaklar arasında ve aktüel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün tasıyıcısıdır. Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur. Bu iki olgudan herhangi birinde olan değisiklik diğerini de etkiler. Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur. Dil, toplumda var olan bir gerçekliktir. Onun için toplum örnekleminde bulunan unsurların benimsemesi olmadan bir dile dısarıdan etki etmek zordur.

                                     

1.1. Genel anlamıyla dil Dilin tanımı

Dil insanlar arasında anlasmayı sağlayan tabii bir araçtır; dil kendi kanunları içerisinde yasayan ve gelisen canlı bir varlıktır. Dil bir milleti birlestiren, koruyan ve o milletin ortak malı olan sosyal bir müessesedir. Dil yüzyıllar boyu geliserek meydana gelmis bir sosyal kurumdur. Dil seslerden örülmüs bir ağ niteliğindedir. Dil temeli bilinmeyen zamanlarda atılmıs bir sistemdir.

Dil diğer insanlarla bütün iliskilerimizde bize aracılık eder ve sosyal bağlarımızı düzenleyen bir araç olarak hayatımızın her safhasında bizlerin yanında bulunur. Evde, okulda, sokakta, çarsıda, is yerinde ve her yerde dil ile iç içe yasarız. Dil doğustan bilinemez. Insan ilk aylarda ağlamalar, taklitler, birtakım hareketlerle anlasma sağlamaya çalısır. Çocuk içinde yasadığı topluluğun anadilini uzun bir sürede öğrenir. Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karsılık olduğunu anlamaya baslayarak dil öğrenimine adım atar.

Dil her zaman insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Insan zekâsının ve insanda sınırsız olan duygu ve düsünce kabiliyetinin sonuçları insanın kendi benliğinin dısına ancak dil ile aktarılabilir. Bu bakımdan dil ile düsünce iç içedir. Insan dil ile düsünür ve yasar. Dilin gelismesi düsünceye, düsüncenin gelismesi de dile bağlıdır. Çesitli medeniyetlerin meydana gelmesini sağlayan düsünce, gelismesini dile borçludur.

                                     

1.2. Genel anlamıyla dil Dilin bilimsel tanımı

Dilin bilimsel tanımı, 19. yüzyılda Ferdinand de Saussure gibi dil bilimcilerin çalısmalarıyla çağdas genel dil biliminin kurulmasından sonra yapılabilmistir. Dil temelde, bir kavram ile o sesin zihindeki karsılığının birbirine bağlanmasından doğar. Bu bağlanma, doğal ve zorunlu değildir. Mesela; "köpek" kavramı için Ingilizler" dog” sesini kullanırken, Almanlar" Hund” sesini, Fransızlar" chien” sesini kullanırlar. Bununla birlikte, kavram-ses imgesi bağının aynı toplumun bireyleri için zorunlu olması gerekmektedir; yoksa toplumsal anlasma sağlanamaz. Insan dilini bütün hayvan dillerinden ayıran iki temel özellik bulunmaktadır. Öncelikle insan dili, hayvan dilleri gibi kalıtım yoluyla elde edilmez, aksine insan dili toplumsal çevre içinde öğrenim yoluyla elde edilir. Kusaktan kusağa farklı kosullar içinde gerçeklesen bu öğrenim sürecinde dilin de değisikliğe uğraması mümkündür. Insan dilinin çesitliliğine karsın hayvan dillerinin değismezliği, bu iki dil edinimi arasındaki farkın bir sonucudur. Ikinci olarak, insan dilinin öğeleri olan göstergelerin son derece küçük parçalara ayrılabilmesi mümkündür. Bu küçük parçaların değisik biçimlerde birlestirilmesiyle yeni dil öğeleri, yeni anlamlar, yeni kelimeler meydana gelir. Hayvan dillerinde böyle bir bölünme ve eklemlenme özelliği söz konusu değildir. Kısaca söylemek gerekirse, dil toplumsal yasamın hem ifadesi, hem de varlık kosulu durumundadır; hem sonuçtur, hem de nedendir.

                                     

1.3. Genel anlamıyla dil Dilin doğusu

Dilin nasıl olustuğunu kesin olarak bilebilmenin bir yolu yoktur. Izleri yarım milyon yıl öncesine kadar dayanan insan yasamına bakıldığında insanların bu isi nasıl gelistirdiklerine dair bir kanıt bulunamamıstır. Bu kanıt bosluğunda birçok teori ortaya atılmıstır.

1) Yansıma Teorisi: Ilk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri olusturmuslardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karsılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. Türkçede Vızıltı, mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlama gibi kelimeler yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin olusumunu bu teori ile açıklamak zordur.

2) Ünlemler Teorisi: Ilk insanlar; korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hâllerini dısa vuran sesler olusturmuslar ve böylece dil olusmustur.

3) Birlikte Is Teorisi: Ilk insanlar, isleri birlikte yapmaya baslamıslar ve birlikte tempo olusturmuslardır.



                                     

1.4. Genel anlamıyla dil Dilin özellikleri

1) Dolayımsallık: Dil hem bir malzeme, hem de bir araçtır. Ihtiyaç, duygu, düsünce v.s. bildirirken kullandığımız dil; kelime hazinesi, söz dizimi gibi ögelerle kendi malzemesini sunar.

2) Toplumsallık: Dillerin varolusu toplumlarla mümkündür. Diğer bir deyisle dil, toplumsallığın, birlikte yasayısın bir sonucudur.

3) Bireysellik: Dilleri gelistiren, zenginlestiren, bu dili konusan "insan" faktörüdür ve dili kullanma "tarzları" bireylerde farklılık gösterebilir.

4) Göstergesellik: Ses boyutu ve içerik boyutu olarak ikiye ayrılabilir. Ses boyutu gösteren, içerik boyutuysa gösterilendir.

5) Iletisimsellik: Diller, iletisim ihtiyacını gidermek için önemlidir.

6) Ereksellik: Diller, çesitli ihtiyaçların bildirilmesi için önemlidir.

7) Süreçsellik: Diller süreç içerisinde zenginlesebilir veya yok olabilir. Dilin canlılığı, bu süreçle doğrudan ilgilidir.

8) Birikimlilik: Diller birikimlidir. Yüzyıllar öncesinde kullanılan söz dizimleri, kurallar üzerine yenileri eklenerek zenginlesir.

                                     

1.5. Genel anlamıyla dil Dilin belirleyici özellikleri

Bir dildeki konusma dili ve yazı dili o dil sisteminin çesitlenisleridir. Her seyden önce konusma dilimiz, yazı dilinin morfolojik ve sözdizimsel kurallarına dayanır. Bu durumların çoğunluğunda kuralların bazılarının dil bilgisi ve sözdizimsel açıdan yerine getirilmesi göze çarpmaktadır. Özne, yüklem ve nesne gibi belirli standartlasmıs kelime sıralamalarına uyulur. Ama konusma dili baska kosullar altında meydana geldiği için bir dizi kendine özgü özellik durumları söz konusu olmaktadır. Bu özellik durumları doğal dil edinimi ile öğrenilir ve konusma süreci esnasında bilinçli olarak algılanamaz. Bu özellikler, özellikle dilsel durumun algılanmasına bağlıdır. Sesbilimsel anlama, nüanslamanın ve duyguların ifadesinin kendilerine özgü olabilirliklerini sunmaktadır.

Konusma dili, kalıcılığı olmayan bir araçtır. Bundan dolayı konusmacı tarafında kısıtlı bir öngörü kapasitesi ve devam eden iletisimdeki katkıyı sağlamlastırma zorunluluğu doğmaktadır. Bu durum ara vermeksizin konusma hakkı kaybedilmeden gerçeklestirilir. Ayrıca anlama ve anlasılır olma konusunda baska talepler olacaktır. Bu talepler zaman baskısı olmaksızın kaleme alınmıs ve keyfi olarak sık okunabilen yazılı metinler olabilir. Kendiliğinden olusan bir dil karsılıklı iletisime dayalıdır. Dinleyici, konusmacının katkılarının gerçeklesmesine geri bildirimler aracılığıyla sanki konusmacının kendisiymis gibi katılır, mesela bu geri bildirimler" hımm” gibi ünlemler veya mimikler olabilir. Konusmacının yası, sosyal statüsü, cinsiyeti, lehçe bölgesi, tutumu ve davranısı gibi durumlarda iletisim için" Konusma durumu” büyük oranda etkilidir. Buradaki" konusma durumu” hangi bağlamda kim ile konusulduğunu ifade eder. Birçok sözlü açıklama, sözlü olmayan eylemler ve ortak tecrübeler üzerine uyarılar aracılığıyla arttırılabilir.

                                     

1.6. Genel anlamıyla dil Algısal çerçeve” ve düzeltim olgusu

Konusmacı sadece kısıtlı bir öngörü kapasitesine sahiptir. Zamansal çerçeve yaklasık olarak 3 saniye içerisinde harekete geçebilir. Sinir sistemi ve beyin arastırmacısı ve biçim ruhbilimcisi Ernst Pöppel bu noktada bir" algısal çerçeve”den söz etmektedir. Bu" algısal çerçeve” içerisinde dürtülerin bütünlesmesi meydana gelebilir. Konusma esnasında yardımcı olan ve zamansal olarak ardı ardına gelen bilgiler eszamanlı olarak algılanabilir. Bu zaman çerçevesinde nadiren bir cümle" nokta ve virgül” ile ayrılır. Bu durumdan, az da olsa güzel konusma sanatı olan retorik bakımından eğitimli ve büyük bir ifade repertuvarına sahip bazı insanları ayrı tutmak gerekir. Genellikle konusmacının görüslerinin baslangıcında kesin bir sözdizimsel yapı mevcut değildir. Bu yüzden çoğunlukla, önceden baslatılan dillerin yarıda bırakılması için bir zorunluluk ortaya çıkar. Düsünceler yeniden bir baslangıç için yeniden yapılandırılır veya var olan yapılar" konusma sırasında düsüncelerin kademe üretilmesi”nin Heinrich von Kleist doğruluğu konusulabilsin diye bir baska yapıya dönüstürülür.

Sözlü bir ifade yazı dilinin aksine düzeltmeler aracılıyla bile geri alınamayabilir ama dil üretiminin yolu yeniden izlenebilir. sık artık bilgiler söz konusu olduğundan düzeltmeler de önemli bir amacı yerine getirir. Bu amaçlar, anlamlılık olusturma, açıklama ve niteliklerin belirtilmesi, içeriksel olarak zayıflama veya uzak kalmadır. Kendiliğinden düzeltme, yani onarım anlayıs güvencesine ve nadiren de görünüm güvencesine hizmet eder. Düzenlilikler," Zifonun/Hoffmann/Strecker" 1997:443ff. gibi arastırmacılarda tasvir edilir. Iletisim arkadasınız tarafından bir dinleyici sinyali aracılığıyla, süpheli bir bakıs veya bas sallama gibi sözlü olmayan etkenlerle ve basit sekilde bâzı sinyallerin gerçeklesmemesiyle düzensizlikler ortaya çıkabilir. Telefon etmede bilinen bir olay dinleyicinin sinyallerinin" hımm”," evet” gibi kelimelerle ahize sinyallerinin bastırılmasıdır. Bu, kısa bir süre meydana gelir.



                                     

1.7. Genel anlamıyla dil Dilin iletisimsel unsuru olarak sınıflandırma isaretleri

Linguistik’te," iletisimsel – edimsel dönüm noktası” edimsel ve sosyolinguistik teorilerinin etkisi altında ortaya çıktığında 70’li yılların baslarında konusma dilinin yazı dili karsısındaki özellikleri eski haline getirildi. Psikolog ve filozof Paul Watzlawick’ın ekibinin iletisim teorisi de bu konuda büyük bir rol oynamaktadır. Bu teoriye göre her iletisim, içerik yönünün ve iliski yönünün bir birimini ifade eder. Bir anlayıs zamanla dil bilimine de kapılarını kapatmamalı. Konusma metinleri yazılmadan önce sıkıntı verici olarak bilinen ve düzenli olarak yok edildikten sonra iletisimsel unsur olarak ifade edilen özel sınıflandırma isaretleri mevcuttu. Sesleri temsil eden" ah”," oh”," yani”, ve" değil mi?” gibi leksikal kelimesel dinleyici ve konusmacı isaretleri sözlü iletisimde bir ifadenin daha küçük birimlere bölünmesini mümkün olmasını sağlar. Ayrıca bu isaretler, konusmacı ve dinleyici arasındaki iliskiyi konusmanın kabulü bakımından ve konusma hakkının güvenliğinin düzenlenmesini belirler. Bu leksikal sınıflandırma isaretlerinin ve içeriksel konuyla ilgili sınıflandırmanın yanı sıra özellikle prosodisch bürünsel unsurlar vardır. Bunlar; ses alçalması ve ses yükselmesi, dolu veya bos molalardır. Bu molalar, konusmacının katkılarının içsel sınıflandırılmasının daha küçük iletisimsel birimler olusturmasına yol açar. Birçok psikoterapik eğilimler" mecazi konusmaları” elestirmektedir. Konusma baslangıçlarında kullanılan" sunu demek istiyorum…”," düsünüyorum ki…” gibi süslü püslü ama bos olan sözlerin neyi ilgilendirdiğini elestiri noktası olarak görmektedir. Çoğunlukla böyle bos sözlerin içerikle ilgili imalı bir kullanımının söz konusu olmadığı burada belirtilmelidir. Ancak konusma hakkının savunulması çabası devam etmeli. Aynı zamanda bilginin aktarımı sırasında konusma hakkı güvenceye alınabilsin diye ifadenin gereksiz kısmı basta bulunmalı. Daha uzun bir dikkat gerektiren hikâye, öykü gibi türlerde" fıkra belirtileri” diye adlandırılan su giris cümleleri kullanılır:" Dün bana ne olduğunu biliyor musun?”," Olanları duydun mu?” v.s. Burada konusmacı, dinleyicisinin eğilimini hesaba kattığını ve sözü dinleyicisine bırakmak için genis bir zaman verdiğini gösteriyor. Bazen yanlıs bir isaret ile rahatsız edici bir iletisimin temeli olusur. Arkadas çevresinde cümlesine" Dikkat et…” seklinde baslayan bir kisi, baskaları tarafından yanlıs anlasılabilir." Dikkatli olunuz!” bos sözü belki bir tehdit veya belki de bir nasihat olarak hissedilebilir.

                                     

2.1. Dillerin sınıflandırılması Doğal diller

Insanlar tarafından konusulan bir dil veya tarihi ve art zamanı bulunan bir dil olan isaret dili Linguistik çerçevesinde doğal dil olarak tanımlanır. Bilisimsel dil bilimi içerisinde" doğal bir dilin” karakteristik özelliği, dilsel bir konusma sistemi yeterliliği ve dilsel ifadeleri benimsemek olarak tanımlanır. Bu ifadeler tam bir cümleden olusmalıdır ve tek bir cümleden birçok anlam çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra" doğal dilleri anlama” ve" karsılıklı ses verme” arasında fark vardır. Her bir sözcüğün ve tonların anlasılması sınırlıdır.

Dilin ve dil kullanımının bütün yönleriyle ve tek somut diller ile uğrasan bilim dalı Linguistik veya dil bilimidir. Bunun yanı sıra, genel dil bilimi insana özgü dilleri bir sistem olarak arastırır, ayrıca dilin genel ilkelerini, kurallarını ve kosullarını arastırır. Uygulamalı dil bilimi, dilin somut kullanımı bağlamında ortaya çıkan konuları ele alır. Tarihî dil bilimi, dillerin tarihî gelisimini ve genetik akrabalıklarını arastırır, bunu genel anlamda dil değisimi gibi tek dillerin öğelerinin tarihini göz önünde bulundurarak yapar. Karsılastırmalı dil bilimi, diller arasındaki farklılıkları ve ortak özellikleri arastırarak elde eder ve bunları belirli kriterlere göre sınıflandırır. Ayrıca dil önermelerini yani bütün dillerde veya birçok dilde ortak olan özellikleri arastırarak ortaya çıkarmaya çalısır.

Doğal diller, özellikle yapısal ve kelimeyle ilgili anlasılmazlıklar ve belirsizlikler bakımından doğal olmayan dillerden farklıdır. Bu doğal olmayan dillere programlama dilleri örnek gösterilebilir. Böyle bir tanımlamaya göre Esperanto gibi yapay diller doğal olmayan dil olarak sınıflandırılır, çünkü bunun gibi dillerin bağımsız tarihi bir gelisimi söz konusu değildir. Doğal diller de yapay diller de jest, mimik ve iletisimdeki ton değisimleri için ses melodisi gibi aksan ve siveleri kullanır.

Dil biliminin içinde, dilin özel yönleriyle uğrasan çok sayıda büyük ve küçük alanlar vardır. Bunlar; dil ve düsünce, dil ve gerçeklik veya dil ve kültür arasındaki iliski ile sözlü ve yazılı dillerdir. Insanlığın ana dili üzerine varsayımlar özellikle kurgusaldır, söylentiye dayanır; bu paleo dil bilimi alanın arastırma konusudur. Dilin kullanımı, kural değeri tasıyan bakıs açıları altında sözlüklerde imla kılavuzlarında, yazı biçimi sözlüklerinde ve dil bilgisi kullanımlarında tanımlanır.

Belirli dil bilimsel alanların yanı sıra, dilin etkisini, yaratıcı gelisimini ve anlamını yoğun olarak özellikle açıklayan bilimsel alanlar vardır. Bu alanlara; söz sanatlarını inceleme bilgisi retorik, edebiyat bilimi, hem felsefenin hem de dil bilimininin alt alanı olarak dil felsefesi ve etnoloji dâhildir.

                                     

2.2. Dillerin sınıflandırılması Biçimsel diller

Doğal dillerin aksine seklî diller mantık ve kitle öğreniminin araçlarıyla tanımlanabilir. Biçimsel mantığın tanımlama ilkeleri de doğal dilleri kullanır; bu alandaki öncü çalısmaları Amerikan Mantıkçı Richard Montague yapmıstır. Tamamıyla bir yeniden olusturma elbette mümkün değildir. Çünkü mantık da doğal dillerden türemistir. Sonuç olarak doğal dillerdeki her seyi kararlastırmak zorundayız Ludwig Wittgenstein.

                                     

2.3. Dillerin sınıflandırılması tek diller

Dil, özel anlamda Almanca, Japonca veya Svahili dili asıl adıyla Kiswahili, Doğu Afrikada kullanılan bir dildir gibi belirli tek dilleri belirtir. Insanlığın sözlü dilleri, dil aileleri içerisindeki genetik akrabalıklarına göre sınıflandırılır; bu sınıflandırma dil kodlamaları aracılığıyla her ayrı dile göre uluslararası alanda ISO 639”a göre yapılır ISO=Uluslararası Standart Organizasyonu 639 standartlarına göre. 2005 yılında yayımlanan" National Geographic” dergisine göre Dünya genelinde 6912 dil aktif olarak kullanılmaktadır. Fakat günümüzde var olan asağı yukarı 6500 dilin neredeyse yarısından fazlası yok olma tehlikesiyle karsı karsıyadır, çünkü bu diller artık ya hiç konusulmuyor ya da artık yeni nesillere aktarılmıyorlar. Bu durum muhtemelen, günümüzde halen var olan dillerin büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içerisinde yok olmasına sebep olacaktır. Toplum, yok olma tehlikesiyle karsı karsıya olan dillerle ilgilenmeyi ve insanlığın mirası kabul edilen bâzı dilleri belgelendirmeyi destekliyor. Ayrıca bu dillerin, üzerinde çalısılan özellikleri vasıtasıyla sınıflandırılmasını da destekliyor.

Dil yasayan bir canlıdır. Dil doğar, zaman içerisinde değisir ve tekrar yok olur gider, ama bu yok olus biyolojik anlamda değildir, aksine gelecek kusaklara aktarılma anlamında bir yok olustur; burada canlı olma, islevlerin çesitliliği için mevcuttur. Günlük hayatta artık kullanılmayan yani ölü diller olarak kabul edilen diller kendi yerlerini alan dillerde izlerini bırakırlar; mesela Romen dillerinde ve diğer baska dillerde de çoğunlukla dilsel ifadelerin alınması yoluyla Latincenin izleri görülür.

Diller, kökenlerine göre etnik diller ve yapay diller diye sınıflandırılırlar. Bir etnik dil veya halk dili, mesela bir kök dil Peru ve Bolivya arasındaki Titikaka Titicaca gölü kıyısındaki" Aymara” olabilir. Mesela bir yapay dil ise Martin Luther tarafından yapılan Incil tercümesi zamanındaki Almancadır, çünkü ondan önce çok sayıda, tamamen farklı Almanca kök diller vardı ve bu kök diller de kelime hazinesinde birçok farklılıklar gösteriyordu. En çok tanınan, kendine özgü ve çok yaygın bir yapay dil örneği Esperantodur ama Esperanto Dünya dili olarak kabul edilmeye henüz çok uzaktır.



                                     

2.4. Dillerin sınıflandırılması Konusulan diller

Konusulan diller, var olan bir dilin sözlü ifadelerinin bütünüdür. Konusulan dillerin yazılı dillerden farklı olarak görsel ve el ile olusturulmus isaret dili ve konusma dısı iletisim Parasprache gösterilebilir. Konusulan diller insanlığın dilinin ilk ve temel biçimidir. Bâzı kültürlerde yazı dili geçmiste yoktu ve hâlâ da yok.

Konusulan diller kendiliğinden ve özgür biçimde ifade edilen konusmalardır. Bu konusmalar düzenlenmemis ve gözlemlenmemis iletisim durumlarıdır ve bu konusmalar iki veya daha fazla konusmacı arasında gerçeklestirilir. Bu durum yazılı olarak önceden ifade edilen konusmalarda hariç tutulur. Konusulan dillerin özel olusum durumları, kısıtlı normallestirmesinin yanı sıra konusmanın duruma bağlılığına, etkilesimliliğine ve az da olsa isleme zamanına aittir. Konusulan dillerin özelliklerine elips olusturma da dâhildir. Bu sözdizimsel olarak tamamlanmamıs cümleler anlamına gelmektedir. Ayrıca ünlemlerin kullanımını ve dinleyici ve konusmacı isareti gibi sınıflandırma isareti olarak adlandırılan farklı düzeltilmis olguları da ifade eder.

                                     

2.5. Dillerin sınıflandırılması Yapay dil

Diğer birçok dilin aksine yapay diller kaynağı belli olan dillerdir. Yapay diller, o dili olusturan kisi ya da komisyonun adı bilinir olan dillerdir. Yapay dillerin dil bilgisi yapıları tarihin akısı içerisinde insanların günlük kabulleri ya da yönelimleriyle belirlenmis ve tamamen insan eliyle yapılandırılmıs olan dillerdir. Örnekler: Esperanto, Elfçe, Kiril Türkçesi, Ido dili, Kotava, Toki Pona,Torozek,Futsch,Apotamkin.

                                     

2.6. Dillerin sınıflandırılması Halk dili

Halk dili bir halkın her yerde konustuğu dile verilen isimdir. Halk dili, eski bir dil biçimi veya dinde, bilimde veya sahnede kullanılan bir yabancı dildir. Bu durum birçok kültür çevresinde eskiden de böyleydi, bugün de böyledir.

                                     

2.7. Dillerin sınıflandırılması Halk dili terminolojisine dair

Halk dili kısmen ülke diline ve ana dile anlamca yakın kullanılır. Halk dili kavramı öncelikle su sekilde ortaya çıkmıstır: Yöresel dil yabancı bir dile karsı olusur veya halk dili" daha düsük bir dil seviyesi” bağlamında yüksek dil seviyesinden ayrılıs olarak görülür. Halk dili özellikle dinin ve bilimin dili olarak görülür.

                                     

2.8. Dillerin sınıflandırılması Halk dillerinin rolü

Orta ve Batı Avrupa’da ayrı halk dilleri yüzyıllar boyunca dini ayinlerin ve edebiyatın dili olan Latince karsısında ortaya çıkmıstır." Sarlman” Karl der Große zamanında Almanca, inançların arabuluculuğu için halk dili olarak büyük anlam kazandı. Ayrıca Martin Luther’in Incil tercümesi de bu amaca hizmet etmisti, çünkü bu Incil tercümesi de konusma dilinden basit bir aktarım değildi." Halk dillerine yönelmede”, Yeni Çağ’ın baslarında bütün Avrupa’da gözlemlenen bir eğilim söz konusudur.

                                     

2.9. Dillerin sınıflandırılması Halk dilinin diğer safhaları

Helenizm çağında Yunan dili Koini’nin yanı sıra baska birçok halk dili ortaya çıkmıstır.

Hindistan’da halk dilleri kutsal Sanskritçeden oldukça uzaklasmıstır.

Arapça yazı dili sadece camilerde, yazısmada ve uluslararası alanlarda kullanılır. Arap yazısma dili, Arap halk dillerinin farklı türlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır.

Eski Doğu’ya ait Hıristiyanlar günümüzde hâlâ dini ayinler için Isa tarafından konusulan Süryanice Aramice ya da Aramca dilini kullanmaktadırlar.

Avrupa’nın kültür ve yazısma dilleri, sömürgecilik sonrası Afrika’da, yöresel halk dillerinin yanı sıra ve hatta bu halk dillerinin üzerinde resmî dil olarak büyük ölçüde kullanılmaktadır. Ingilizce, Fransızca, Portekizce gibi.

                                     

2.10. Dillerin sınıflandırılması Yazı dili

Yazı dili, resmî olarak tespit edilmemis bir isaretler sistemini belirtir. Ancak yazı dili özel kurallara uyar ve yazı dilinin bir yazı sistemi mevcuttur.

Yazı dili metinlerde kendini gösterir. Yazı dilinde en basta daima kelime, düsünce ve kesinlikle ulasılabilir bir fikir yer alır. Oysa yazı dilinde fiziksel durumda; yazı arastırmalarının belgeleri, evrakları v.s. hizmete sunulur.

Halk diline özgü yazı kültüründe 13. yüzyıldan bu yana sehir kültürünün gelismesiyle belirgin bir canlanma yasanmıstır. Bu canlanma sadece soylular ve din adamlarına değil, aynı zamanda da diğer toplumsal sınıfların da yazı diline geçislerini mümkün kılmaya yardımcı olmustur. 14. ve 15. yüzyıllarda kavramsal olarak sözlü konusmanın isaretleri giderek ortadan kaybolmustur. Sözlü dil, kavramsal yazı dilinin ortaya çıkmasıyla ortadan kaybolmustur. Günümüzde yazı yazanların yazı biçiminde yeniden düzenlenmesinin zamanı için hangi kültürel, sosyolojik ve geçici kosullara bağlı arka plana sahip olduğu çoğunlukla pek önemsenmemektedir. Arka plan bilgisi yazarın niyetini anlayabilmek için çok büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca imlâ tarzı, yazma aracı gibi" yazının göstergeleri” az dikkat çeker. Daktilo ve bilgisayar gibi aletler konusma dilinin kayıt altına alınmasını önemli ölçüde kolaylastırmıstır. Çünkü bunlarla konusma dili, sözlü ve yazılı olarak kayıt altına alınabilmektedir.

                                     

2.11. Dillerin sınıflandırılması Konusma dili

Günlük dil veya genel dil olarak da adlandırılan konusma dili günlük toplumsal iliskilerde kullanılan standart dil değildir. Konusma dili bir lehçe olabilir veya konusma dili standart dil olan yüksek dil ile lehçe arasındaki bir ara durum olarak kabul edilebilir. Özellikle de konusmacının eğitim durumu, sosyal çevresi gibi sosyolojik ve dini gerçeklikler konusma dilini etkilemektedir. Konusma dilsel ifade biçimleri bazen esanlamlı sinonim olarak" halk dilsel” olarak da tanımlanmaktadır. Buradaki halk dilsel ifadesi genel anlamda halk dilini karsılamaktadır.

                                     

2.12. Dillerin sınıflandırılması Konusma dilinin arka planı

Türkiye çerçevesinden bakıldığında konusma dili olarak islev gören standart bir yüksek dil bulunmamaktadır. Türkiye göz önüne alındığında yazı diline en yakın konusma Istanbul Türkçesi olduğu için en duru konusma dili olarak Istanbul Türkçesi kabul edilmektedir.

Dilin bölgesel egemenlik iliskisinin uzun süredir devam eden tarihi çesitliliği konusma dilsel tutumlarda güçlü biçimde izlerini bırakmıstır. Standartlasamamıs olan konusma dili de bâzı tekdüzeliklere mağlup olmaktadır. Bu tekdüzelikler konusanının diğer konusanların konumunu belirlemesinde ve onlara uyum sağlamasında ortaya çıkmaktadır.

                                     

2.13. Dillerin sınıflandırılması Konusma diline dair genel bilgiler

Konusma dili yüksek dil olarak tanımlanabilen Istanbul Türkçesinden, kamusal konusmadan, tiyatro oyunundan, siirden farklıdır. Fakat aynı zamanda da popüler olarak görülen yüksek konusma dilinin bir ara katmanıdır. Bu popüler yüksek konusma diline günümüzdeki deneme yazıları, gazete makaleleri, radyo ve televizyon dilleri veya televizyon Türkçesi örnek olarak gösterilebilir.

Konusmacının kendisi bunu normalde konusma dili olarak adlandırmaz. Örnek olarak eğer uzman olmayan kisiler teknik dil, tıp dili gibi özel ifadeler ile uzmanlık dillerini doğru kullanamazlarsa bu durum geçerli olmaktadır. Konusma dili ile uzmanlık dilleri arasındaki tutarsızlıklar tekdüze değildirler. Bunlar daha çok duruma ve bağlama göre değiskenlik gösterir. Belirli meslek guruplarına ait kisilerle uzman olmayan kisiler arasındaki farklı değerler yüzünden kesin ve net olarak tanımlanmıs farklılıklar bulunmaktadır.

Mesela eğer uzman kisi kesin bir teshis koymussa tıbbî bir bulgu bu uzman bir kisi için" negatif”tir. Hasta kisi bunu duyar ve konusma dilindeki" negatif” ifadesinden, tespit edilen hastalıktan korkar.

                                     

2.14. Dillerin sınıflandırılması Detaylar

Dilin gelismesi için geçerli olan dilsel biçim çoğunlukla çıkıs maddesidir. Almanya’da Martin Luther’in Incil tercümesi, Birlesik Krallıkta kraliyet ailesinin konustuğu Ingilizce, Fransa’da Paris’te konusulan konusma dili, Rusya’da ulusal sair Aleksandr Sergeyeviç Puskin’in bir eseri ve Türkiye için Istanbul’da konusulan Istanbul Türkçesi dilin gelismesine katkı sağlayabilecek örnekler olarak kabul edilebilmektedirler.

                                     

2.15. Dillerin sınıflandırılması Yüksek dil ve konusma dili

Bir yüksek dilin eğitim, gelisme ve bakım süreci yasayan konusma dilinin sürekli bir gözlemine dayanmaktadır. Bu gözlem kültürel kurumlar sayesinde günümüzde birçok ülkede bulunmaktadır. Bu kurumlar bu görevi kendileri üstlenmislerdir veya devlet tarafından görevlendirilmislerdir. Ulusal tarihe göre modern ülkelerde yazı dili ve konusma dili çok farklı biçimde gelismislerdir.

Buna göre konusma dilinin öneminin değerlendirilmesi de farklılık göstermektedir ve yüksek dilin tasarlanması için var olan ilgili kurumların etkisi de aynı durumdadır.

                                     

2.16. Dillerin sınıflandırılması Konusma dili ve günümüzdeki dil değisimi

Yüksek orandaki değisim hareketliliği, yabancıların diğer ülkelere seyahatleri, kitle iletisimi, elektronik bilgi islem ve bunlar gibi diğer etmenler günümüzde günlük dilin gelisimini hızlandırmaktadır. Diğer taraftan da televizyonun yerlesik etkileri ve esnek olan lehçe sınırlarının etkileri günlük dilin gelisimini yavaslatmaktadır. Bir dilin seklî tanımlamaları nasıl olsa konusma diline dayanmaktadır.

                                     

2.17. Dillerin sınıflandırılması Konusma dilinin etkileri

Özellikle gençlerin dili ve diğer sosyal çevre dilleri yeni neslin konusma dilini her zaman etkilemektedir. Asıl önemli olan askeri dil, hapishane dili, öğrenci dili, dağcı dili, avcı dili, uzmanlık alanı dili, bölgesel dil, konusma dili, lehçe ve siveler gibi özel guruplarda sınırlandırılmıs olmasıdır. Günümüzdeki hareketlilik ve kitle iletisim araçları sivelerin ve lehçelerin sayısını sürekli olarak azaltmaktadır. Aynı zamanda konusma dilsel unsurların bölgesel karakteri de ortadan kaybolmaktadır.

                                     

2.18. Dillerin sınıflandırılması Yazı dili ve konusma dili arasındaki iliski

Yazı dili ile konusma dili arasındaki farklı iliskiler üç değisik durumda kendini gösterir ve bu üç farklı durumda da yazı dilinin konusma diline olan bağımlılığı tartısılır.

  • Bağımlılık teorisine dayanan bu yaklasım yazı dilini ikincil dil olarak yani konusma diline bağlı olarak tanımlar. Bu noktada yazı dili sadece konusma dilinin kayıtlarına hizmet eder. Yazı dili kendi ifade biçiminde daima hayalidir, çünkü yazı dili baska bir iletisim aracına hizmet eder. Asıl olarak yazı dili konusma biçiminde bulunur.
  • Özerk teoriye özgü olan bu yaklasım, yazı dilini ikincil görev olmaktan kurtardığını ve konusma diliyle esit kabul ettiğini ifade eder. Bunun temsilcileri bu görüsü, konusma ve yazı dilinde dilin iki farklı biçiminin söz konusu olduğunu belirterek savunurlar. Ayrıca yazı dili ile fikir çatısmalarıyla bireylerin anlama kabiliyetinin genisleyeceği görüsündedirler. Bununla beraber bu fikir çatısmasının konusma dili üzerinde etkileri olabilir.
  • Sınırlandırılmıs yaklasım her iki durumu da hesaba katmaktadır ve hem her iki dil biçiminin de kısmi bağımsızlığını, hem de her ikisi arasında olusan iliskileri kabul etmektedir.

3-asamalı-tez” olarak adlandırılan bu yaklasım gitgide önem kazanmaktadır. Bu 3 asama planlama, belli bir üslupla ifade etme ve üzerinde çalısıp düzeltmektir. Bu yaklasım daima önem kazanmaktadır, çünkü yazı dilinin dilsel formüllerine göre sorunlar ancak düsünsel planlamalar tamamlandıktan sonra ele alınabilir.

Aynı sekilde zihinsel fikir olusumlarının tam bir cümle yapısında olup olmadığı veya en azından karmasık bir kelime yapısında olup olmadığı güncel olarak tartısılmaktadır, ya da yazı dilinin dil bilgisel formlara hizmet edip etmediği de güncel bir tartısmadır.

                                     

2.19. Dillerin sınıflandırılması Isaret dili

Özellikle dilsiz ve ağır biçimde duyma kaybı olan kimselerin iletisimde kullandıkları kendine özgü, görsel olarak algılanan doğal dil sistemi, isaret dili olarak tanımlanmaktadır. Isaret dili sağır ve dilsizlerce" haptik” anlamı hareket ve dokunma el temasıyla algılayarak kullanılıyorsa, buna" taktil” isaret dili denir.

Isaret dili, mimik ve ağzın görünüsüyle mesela sessiz konusulan kelimelerle ya da hecelerle bağlantılı olarak ve daha çok vücudun sekliyle olusan bağlamda her seyden önce ellerle olusturulan toplam isaretlerden el kol hareketleri meydana gelir.

                                     

2.20. Dillerin sınıflandırılması Tarihçesi

Amerikalı" Valeri Sutton” 15 yasındayken 1966 yılında kisisel notları için bir sistem gelistirdi. Bu kisisel sistemi bale koreografilerini not etmek için gelistirmisti." Valeri Sutton” Danimarka Kraliyet Balesi”nde alıstırma yapmak için 1970’te Danimarka’ya tasındı. Orada Bournville Okulu’nun unutulma tehlikesinde olan koreografilerini kaydetmek için kendi dans notlarından yararlanmıstır. Bu kisisel sistemin 1973”te yayımlanması ve bale öğrenenler için" DanceWriting” Kursu Bale v.s. öğrenenler için koreografileri not alma kursu, bu not alma tekniğinin Kopenhag Üniversitesi bilim adamları tarafından okunan bir gazete makalesinde 1974 yılında tanınmasını sağlamıstır. Isaret diline yönelik" MovementWriting”in Hareketlerin yazılması daha ileri düzeyde çalısılması tesviki, Antropolog Dr. Rolf Kuschel’den ve Lars von der Lieth’ten gelmistir. Ilk olarak Kuschel, Güney Pasifik Okyanusu’ndaki bir adada yasayan bâzı sağır ve dilsiz insanların anlasmak için kullandıkları isaret sistemini filme almıstır. Bu kisilerin konustukları dili çözümleyebilmek için yazılı bir notlandırmaya ihtiyaç duyulmustur. Dr. Rolf Kuschel ve" Lars von der Lieth, Sutton’dan bu filmde gösterilen el hareketlerini not etmesini rica etmislerdir. Bir isaret dilinin sağır ve dilsiz" bulucusunun” hareketleri yardımıyla elde ettiği bu transkripsiyon sağır ve dilsizlerin davranıs dilinin modern zamanda ilk defa kayıt altına alınması olarak kabul edilebilir. Yazı sistemi baslangıçtaki" MovementWriting”ten ayrı olarak sürekli gelismistir ve isaretleri tanımlayan bir yazının gereksinimlerine uygun hale getirilmistir. Isiten Danimarkalıların jestleri ve mimikleri de" SignWriting”in Isaretlerin yazılması simgeleri yardımıyla von der Lieth tarafından yürütülen arastırma grubunca kayıt altına alınmıstır.

Valerie Sutton 1975 ile 1979 arası Boston Konsevartuarı’nın dans bölümünde çalısmıstır. Bu esnada" New England Sign Language” Yeni Ingiltere Isaret Dili arastırma grubuyla bir araya geldiğinde kendi" SignWriting” sistemini daha da gelistirmistir. Duymayan yetiskinler," National Theater of the Deaf”in Duymayanların Ulusal Tiyatrosu oyuncuları ilk kez 1977’de isaretler dili yazısını öğrenmislerdir. Valerie Sutton 1979”da" National Technical Institute for the Deaf”te Isitme Engelliler için Ulusal Teknik Enstitüsü görev almıstır. Bu enstitü isaret dili yazısını resimlerle anlatan" Amerikan Isaret Dili”ni yayımlamıstır.

1982’in sonbaharından itibaren" SignWriter” isaret yazıları çeyrek yıllık bir gazetede isaret dili yazıları isimli metinlerle yayımlanmıstır. Düzenli ve periyodik basımlardan faydalanarak hızlı ve kolay bir imlâ için gerekli olanlara yetisebilmek için isaret dili yazsısı basitlestirilmistir. Bu projeden 1984 yılında vazgeçilmistir, çünkü bütün isaretler el ile yazılmak zorunda olduğu için masraflar bu çabalardan daha fazla olmustur. 1986’da" SignWriter”ın bilgisayar programı yazılmıs ve yayımlanmıstır.

1980’li yıllardan beri isaret yazısına iliskin çesit kılavuzlar ve sözlükler mevcuttur, hatta el yazısı ve kabartma yazısı da gelistirilmistir.

Isaret yazısı 1985’ten beri gözlemlenen yazıların yerine yazılmıstır ve 1997’den bu yana Isaret yazısı resmî olarak yukarıdan asağıya doğru bölümler halinde yazılmaktadır.

                                     

2.21. Dillerin sınıflandırılması Uluslararası isaret dili" Gestuno”

Uluslararası Isaret Dili" International Sign Language” olarak da bilinen" Gestuno” 1951’de ilk defa" Dünya Isitme Engelliler Federasyonu”nun" World Federation of the Deaf” Dünya çapındaki kongresi çerçevesinde ele alınan yapay bir isaret dilidir." Gestuno” ismi Italyancadan gelmektedir." Gestuno”," isaretlerden birisi” anlamını tasımaktadır.

1973’te bir komisyon uluslararası bir yapay isaret dili üzerine çalısmalar yapmıstır ve bu yapay isaret dilini standartlastırmaya çalısmıstır. Birçok ülkede isitme engelliler tarafından anlasılan isaretler bu komisyonda bir araya getirilmistir. Ayrıca bu komisyon yaklasık 1500 isaretten olusan bir kitap yayınlamıstır. Ancak Gestuno’nun gerçek bir dil gibi somut dil bilgisel kuralları yoktur.

Gestuno” sayesinde, farklı ülkelerden isitme engelliler bir araya geldiğinde ve kendilerine özgü isaret dilleriyle anlasamadıklarında kullanılan uluslararası bir isaret dili gelismistir." Gestuno” bugün hâlâ uluslararası isaret dili için bir referans olarak kullanılmaktadır. Birçok isitme engelli insan dört yılda bir düzenlenen duyma engellileri olimpiyatlarında ve" Dünya Isitme Engelliler Federasyonu” World Federation of the Deaf gibi birçok uluslararası konferanslarda uluslararası isaret dilini kullanmaktadır.

                                     

2.22. Dillerin sınıflandırılması Sesli dile yönelik bağımsızlık ve tutum

Isaret dilleri bilimsel anlamda kendine özgü ve doğal diller olarak kabul görürler. Isaret dillerini aynı ülkedeki sesli dillerden temelde ayıran kendilerine özgü dil bilgisi yapıları vardır. Bu nedenle isaret dilleri sesli dile kelime aktarılamaz. Sesli dile yönelik göze çarpar bir fark ise; sesli dil birbirini takip eden bilgileri zorunlu bir sekilde ardıl olarak islerken, isaret dilleri her hareketle birkaç bilgiyi aynı anda iletebilir. Sık sık" inkorporasyon” kabul etme olarak adlandırılan bu kavram yeni arastırma birimlerinde bükümden sayılmaktadır ve isaret dilin önemli bir malzemesidir. Isaret dilleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Almanca dil alanından Almanca Isaret Dili DGS varken Avusturya’da Avusturya Isaret Dili ÖGS vardır.

Farklı sesli dillerde olduğu gibi isaret dilleri de kendi aralarında benzerlik gösterir. Uluslararası isaret dili uluslararası organizasyonlarda yavas yürürlüğe girmektedir. Olusum asamasındaki isaret dili nesnel açılara göre ülkelere özgü farklı el kol hareketlerinin kabul edilen anlasma sayesinde gelisimini sürdürmektedir.

Isaret dillerini yasal olarak güvence altına alma çabaları geçmiste de vardı ve hâlâ da devam etmektedir. Ingilizce ve Māori Maori, Yeni Zelanda yerlileri ve onların diline verilen isimdir dilinin yanı sıra Yeni Zelanda isaret dili NZSL 2006’dan bu yana Yeni Zelanda’nın resmî dilidir. Isviçre’nin Kanton eyaleti, isaret dilini 27 Subat 2005’ten beri anayasal olarak kabul etmektedir. Avusturya parlamentosu Federal Anayasa’da isaret dilini tanınmıs azınlık dili olarak kabul etmistir Madde 8. fıkra 3.

                                     

2.23. Dillerin sınıflandırılması Ağız hareketi

Ağız hareketleri isitme engellilerin ve ağır isitenlerin eğitimi alanlarında söz konusudur. Ağız hareketleri konusma dilindeki kelime üretiminde yüzün alt kısmının ve dudakların gerçeklestirdiği görsel olarak algılanabilen davranıslardır. Insanların kelime üretimi sırasında konusma araçlarının yanı sıra ağzın dıs alanının ve dudakların da her kelimede belirli bir biçimde görevi söz konusudur. Bu durum küçük kisisel farklılıklarla da olsa birçok insanda daha az veya daha çok benzerlik göstermektedir. Dudak hareketinin bu fark edilebilir örneği prensip olarak konusma dilinde dudak okumayı mümkün kılmaktadır.Görsel olarak görülebilen ağız hareketi dilin en küçük birimi olan" fonem”e benzetilerek Ingilizcede" viseme” olarak tanımlanmaktadır.

Ağız hareketlerinin gerçeklestirilmesi ve durumu öncelikle isitme engellilerin ve ağır isitenlerin eğitimi alanlarında belirli bir dereceye kadar sistematik bir biçimde bilinçlidir. Bu durum anlasılabilir sekilde canlandırılabilmektedir. Bu alanda dudak okumanın tipik ağız durumlarının ve ağız hareketinin sonuçlarının uygulamalı olarak gösterilmesiyle alıstırma yapılmakta ve dudak okuma eğitilmektedir.

Ağız hareketleri çoğu kez bir sözcüğün bütün seklini tam olarak yansıtmayabilir, aksine sadece bir kısmını yansıtabilmektedir. Hatta ağız hareketleri özellikle sözcüğün bir kısmını konusma esnasında tamamıyla kolay anlasılabilir biçimde ve tipik ağız biçimlerinde yansıtabilmektedir. Özellikle önce gırtlağın konusma aracı olan veya dilin pozisyonu sayesinde meydana çıkarılan sesler daha az anlasılabilir olabilir veya hiç okunmayabilir. Bu durumda mesela" baba” ve" mama” kelimelerinde ağzın hareketi aynı görünmektedir.

Bunun yanı sıra bir sesin ağız hareketi kendisinden sonra söylenecek olan veya kendisinden önce söylenen essöyleyis ses yüzünden değismektedir. Isitme engelliler için eğitim veren okullarda öğretmenler zor kelimelerin okunmasını kolaylastırmak için bilinçli olarak ağız hareketini değistirmektedirler. Bu durum su sekilde örneklendirebilir:" L” sözcüğünün daha iyi fark edilebilmesi için dil kesici disin iç kısmına değil de görülebilen biçimde kesici disin alt kenarına dokundurulmaktadır. Bu davranıs sesi görsel olarak sembolize etmek için gerçeklestirilmektedir. Ağız hareketleri isaret diline destek olarak da kullanılmaktadır.

                                     

2.24. Dillerin sınıflandırılması Isaret dili kursları

Bir isaret dilini, duyabilen insanların da öğrenmesi mümkündür. Mesela halk eğitim merkezlerinde ya da isaret dili kurslarında ve uygulama ve kapsam açısından bir yabancı dil öğrenmeyle kıyaslanabilir.

                                     

2.25. Dillerin sınıflandırılması Isaret dili çevirmenleri

Isaret dili çevirmenleri el kol hareketi çevirmenleri değildirler. Isaret dili çevirmenleri duymayan ve duyan kimseler için her iki yönde de tercüme yaparlar. Mesela bu, bir duymayanlar konferansında isaret dilini bilenler ve isaret diline hâkim olmayan duyan kisiler için yapılan tercüme olarak ortaya çıkar. Bir isaret dilinden diğerine ya da sesli bir dilden yerel bir isaret diline mesela Fransızcadan Almanya veya Isviçre Isaret diline tercüme yapan çevirmenler vardır. Iki isaret dili arasında tercüme yapan çevirmenlerin kendisi çoğunlukla duymayan kisilerdir.

                                     

2.26. Dillerin sınıflandırılması Yapısal ve seklî diller

Diller, bilisim bilimi informatik çerçevesinde de ele alınabilir. Biçimsel diller olarak adlandırılan diller dilin matematiksel modelini ifade eder ve bu diller özellikle teorik bilgisayar bilimi içerisinde kendine yer bulur.

Özellikle de hesaplanabilirlik kuramı ve Compilerbau kullanımında yer alır. Birçok bilgisayar program dilleri, özünde hem teorik düsüncelere hem de nesnel düsüncelere dayanır. Programlama dillerine" Java, ALGOL, Fortran, COBOL, BASIC, C, C++, Ada, LISP, Prolog, Perl” örnek verilebilir.

Felsefenin karsılastırılabilir bir uğrası da Alman filozof, matematikçi ve mantıkçı Paul Lorenz’in projesi olan Orto isimli bir dil programıdır. Bu dil programında anlamlı ve sistemli bir bilimsel dilin olusturulması amaçlanıyor ama bu durum" sistemli felsefede büyük oranda tartısmalı” durumda.

                                     

3. Dil değisimleri

Dil değisimi veya dil dinamizmi bir dilin değisim veya gelisme sürecini belirtir ve dil değisimi tarihî dil bilimi ile sosyolinguistikin arastırma alanına girer. Kıyaslama analoji, baska bir dilden alıntı ve dilde seslerin değisimi kuralı, dil değisiminin asıl itici gücü olarak kabul edilir.

Yapısalcılık bakıs açısında, dil değisimi baslığı altında eszamanlı bir dil asamasının unsurunun tarihî, yani artzamanlı ya da eszamanlı iki dil asamasının birbirleri arasındaki iliskileri anlasılmaktadır.

Nicel dil biliminin bakıs açısından ise dil değisim sürecinin zaman içerisindeki seyrinde özellikle dil değisiminin iki bakıs açısı önemlidir. Bunlar; dil değisim kuralları ve Piotrowski kurallarıdır. Ayrıca dil değisimine yol açan ve dil değisimini kontrol eden birçok sebebin etkisi de önemlidir.

Diller zamanla değisime uğrarlar veya tamamen yok olurlar. Kelime yazılıslarında, okunuslarında ya da imlâ kurallarında olusan yavas ve küçük yenilikler birikerek ve büyüyerek bu değisimleri olusturur. Bir dili konusan ya da kullanan insanlar yeterince uzun bir süre fiziksel ya da kültürel olarak ayrı yasarlarsa dilleri farklılasmaya baslar. Bir lisanı belirgin farklılıklarla konusan iki insan, birbirlerini anlayabiliyorlarsa ayrı lehçeleri, birbirlerini anlayamıyorlarsa ayrı dilleri konusuyor olarak kabul edilirler. Dillerin birbiriyle iliskili olup olmadıklarını anlamakta kullanılan göstergelerden biri de benzer anlamalar tasıyan, benzer yapılı kelimelerdir. Bu sekilde doğal olarak gelismis dillerin dısında, yapay olarak gelistirilmis diller de vardır. Yapay dillere Esperanto ve Mondlango örnek verilebilir.

Türkçe zaman içinde asağıdaki gibi sekillenmis ve değismistir:

  • Altay dil ailesi
  • Türkiye Türkçesi
  • Güney Dilleri
  • Türk dil ailesi
  • Gagavuz Türkçesi Balkan Gökoğuz Türkçesi Türkiye, Avrupa
  • Gökoğuz Türkçesi Moldova
  • Horasan Türkçesi Iran
                                     

3.1. Dil değisimleri Dil değisiminin sebepleri

Alman dil bilimci" Peter von Polenz”, asağıdaki durumları dil değisiminin sebepleri olarak adlandırmıstır.

  • Yenilesim Inovasyon: Yenilik durumlarında ortaya çıkan değisiklerdir, çünkü yaratıcı ve konformist olmayan faaliyetler için dilin yerlesik yapıları yeterince uygun değildir ve bu yapıların gelismeye muhtaç olduğu görülür. Yeniliklerin olusmasındaki ve yayılmasındaki önemli güçler ayrıca su prensiplerdir;" göze batmak için baskaları gibi konusma” ve" onlara dâhil olmak için baskaları gibi konus”.
  • Değisim: Dil kullanıcıları dilin kullanım aracının seçiminde esnektirler. Bu esneklik iletisimsel kosullara ve amaçlara göredir.
  • Ekonomi: Ekonomi alanında meydana gelen değisikliklerdir, çünkü konusmacı veya yazar zaman tasarrufu ve rahatlık sebepleri yüzünden kısaltılmıs bir dil kullanır. Günümüz edebiyatında" ekonomi” kavramı bağlam içerisinde bir talebin-kullanmanın-analizin sonucu olarak anlasılır. O halde belirli bir amaca ulasmak için" kendimi nasıl ifade edebilirim” sorusu akla gelir.
  • Dilsel evrim: Dil kullanımı ve bu dil kullanımının etkisi toplumsal güçler aracılığıyla dil değisimini etkiler.

Aynı zamanda dilin gelisimi biyolojide de geçerli kurallarla takip edilir.

                                     

3.2. Dil değisimleri Özel uzmanlık alanı dili

Uzmanlık alanı dillerinde uzmanlık alanı kelimeleri yeniden düzenlenir. Bu durum su sekilde açıklanabilir; mesela bilgisayar kelimesi yerine" PC” Personal Computer - Kisisel bilgisayar sözcüğü kullanılır veya elektrik alanında" gerilim” sözcüğü yerine birçok durumda" voltaj” sözcüğünün kullanıldığı görülür. Bu değisiklikler daha kesin bir ifadeye ulasmak için ortaya çıkar, ama bâzı durumlarda da anlasılmayı zorlastırabilir. Aynı zamanda yeni essesli kelimeler ortaya çıkabilir; örnek olarak" gerilim” kelimesi Türkiye’de" gerginlik, tansiyon” anlamını da karsılamaktadır. Halk dilinde bu ve bunun gibi kelimeler hem alan dısı anlamlarıyla hem de teknik anlamlarıyla kullanılabilmektedir.

                                     

3.3. Dil değisimleri Görünmez el teorisi

Bu teoriye göre dil değisimi görünmez bir elin etkisinin bir sonucu olarak kabul edilir. Bu teorinin en önemli temsilcisi Düsseldorf Üniversitesi Heinrich-Heine profesörlerinden Rudi Keller’dir. Bu teoride dil değisimi ne doğal bir olgu ne de insan eliyle gerçeklestirilen bir durum olarak anlasılır, aksine bu teoride dil değisimi bireylerin kisisel eylemlerinden istem dısı ve plansız bir durum olarak ortaya çıktığı anlasılır. Koordinasyonsuz bir davranıs koordineli bir yapının bütünsel olmayan bir koordinasyona sebep olur. Kendiliğinden olusan bir düzen olarak dil ayrıca bu görünmez elin etkisinin bir sonucudur. Rudi Keller’e göre dil, 3. türün bir olgusudur görünmez elin, yani ne insan tarafından olusturulmustur ne de doğal bir olgudur; bunların tam aksine dil, bireysel ve uluslararası eylemlerin çesitliliğinin nedensel bir sonucudur. Dil değisimi ayrıntılı olarak dilin gereksinimi doğrultusunda kendiliğinden olusur. Dil değisiminin özel bir durumu anlam değisimidir. Rudi Keller’e göre dilin kullanım kurallarının değismesi ile kelimelerin anlamları değisir, çünkü Ludwig Wittgenstein’a göre bir kelimenin anlamı bir dil sistemi içerisindeki düzenli kullanımına bağlıdır. Bu teoriye göre dil değisimi esnasında dil kullanıcıları görünmez elin etkisi ile bir sözcüğün kullanım kurallarını değistirir, böylece dil kullanıcıları daha sık kullanılan bir anlam üretirler ve bu anlam, dil toplumu içerisinde zamanla yeniden öğrenilir. Biçimsel değisim genellikle kuralların bozulması ve anlam değisimi aracılığıyla olusur, ayrıca seklî değisim görünmez elin etkisi altında kurallara uygun özel dil kullanımı sayesinde anlam belirlemesi olarak ortaya çıkar. Kaynak

                                     

3.4. Dil değisimleri Dil değisiminde tercih modeli

Dil değisimi bir dil sisteminde kesin bir dereceye kadar tahmin edilebilir, çünkü dil değisim süreçleri özellikle belirli öğelerle ilgilenir. Bu yüzden düzensizlikler genellikle bozulmaya eğilim gösterir. Düzensizliklerden kaynaklanan yeni olusum diğer alanların düzenlemelerinin yan ürünleri olarak ortaya çıkar.

                                     

3.5. Dil değisimleri Dil değisiminde dil bilgisel model

Dil değisimi düzenlenmis olarak görülebilir, çünkü genel anlamda kelime birimleri dil bilgisel unsurlardır. Diğer taraftan biçim birimlerin kelime birimlerine gelisimi çok azdır, hatta hesaba katılmamaktadır.

                                     

3.6. Dil değisimleri Dil değisiminde sosyolinguistik modeli

Dil değisimi sosyal etkenlere bağlıdır; bu etkenler yüksek bir itibara sahip olan biçimler ve yapılardır. Bu biçimler ve yapılar dil değisiminde kendilerini göstermeye eğilimlidir.

                                     

3.7. Dil değisimleri Dil değisiminde fonksiyon modeli Köhlers Regelkreis

Dil bilimsel ortak çalısma, dil kullanıcılarının veya dinleyicilerin kendi dillerinde olusturdukları ihtiyaçların etkisini örneklendirmeyi ve dilin biçimi üzerine sonuçlarını matematiksel olarak örneklendirmeyi mümkün kılar. Bu model böyle gereksinimleri bütünüyle bir sıra olarak öngörür ve diğerlerinden daha açıktır. Mesela ekonomi gereksinimlerinin yanı sıra kavramlar kesin olarak tanımlanabilirse belirlemeye göre gereksinimler de hesaplanabilir.

                                     

3.8. Dil değisimleri Bir baska dilden ödünç alma

Dilsel olarak ödünç alma, kelime olusturma ve anlam değisiminin yanı sıra kelime olusturmanın temel yöntemlerinden biridir ve bu ad bilimin bir konusudur.

Ayrıca ödünç alma dil değisiminin önemli etkenlerine bir örnektir. Dilsel ödünç alma durumu kelimesel, anlamsal ve sözdizimsel ödünç almadan farklıdır.

Kelimesel ödünç alma durumunda bir kelime gövdesi, anlamıyla birlikte veya anlamının bir kısmıyla birlikte iletisim dilinden donör dil alınarak ödünç alan dile aktarılır ve bu dilde ödünç alınan kelime gövdesi dar anlamda ödünç alınmıs bir kelime veya yabancı bir kelime olusturur. Bu ödünç kelime olusturmada alıcı dilin fiil çekimine, telaffuz alıskanlıklarına ve yazma alıskanlıklarına uyum göz önünde bulundurulur. Yabancı bir kelime olusumunda ise alıcı dilin fiil çekimine, telaffuz alıskanlıklarına ve yazma alıskanlıklarına uyum ya hiç dikkate alınmaz ya da çok az uyuma dikkat edilir.

Anlamsal ödünç almada ödünç alan dilde var olan bir sözcüğe sadece anlamın yeni bir anlam olarak veya önceki anlamına ek bir anlam olarak aktarılmasıdır; ya da ödünç alan dilin dilsel araçları ile bu anlamın geri verilmesinin olusturulmasıdır. Görünüs olarak ödünç alma özel bir durumu olusturur. Bu ödünç almada, iletisim dilinin öğelerinden veya ödünç alan dilde zaten var olan yabancı kelimelerden alınan bir kelime ödünç alan dilde yeniden yapılandırılır, bu yeniden yapılandırılan biçim veya anlam iletisim dilinde henüz yoktur.

Kelimesel olarak ödünç almalar dar anlamda ödünç kelimeler ve yabancı kelimelerdir. Görünüs olarak ödünç alma gibi anlamsal olarak ödünç almalar ise çoğunlukla genis anlamda ödünç kelimeler olarak kabul edilir. Hem kelimesel ödünç alma hem de anlamsal ödünç alma ödünç kelimeler baslığı altında ele alınır.

Sözdizimsel ödünç alma ise herhangi bir dilin, bir iletisim dilinin belirli sözdizimsel yapılarını çok sık kullanmasının etkisi sonucunda ortaya çıkar veya bir dil yeni sözdizimsel yapı olasılıkları olusturduğunda sözdizimsel ödünç alma gerçeklesir.

                                     

3.9. Dil değisimleri Kalıt kelime

Kalıt kelime bir dilin önceki evrelerinde var olan bir kelimeden türeyen bir kelime için kullanılan tanımdır. Etimoloji köken bilimi bir dilin kelime hazinesinin zamansal gelisimini ve kökenini aydınlatmaya çalısır. Kalıt kelimeler dilin kaynağına dair açıklayıcı bilgiler verirler. Kalıt kelimeler paralel bir dilden alınan alıntı kelimelerden ayırt edilmelidir.

Somut bir örnekle açıklamak gerekirse, çağdas Alman dili; Ortaçağ Almancası, eski yüksek Almanca gibi yazılı olarak da aktarılmıs birçok ortaçağ dilinin kökenine kadar inme olanağı sunar. Mesela; kökeni o zamanki dillerde olan çağdas kelimeler kalıt kelimeler olarak karsımıza çıkar. Biraz daha geriye bakıldığında; Alman dilinin, doğrudan kullanılmayan Hint-Avrupa dilinden ortaya çıktığı ve Alman dilinin bu Hint-Avrupa dilinden birçok kalıt kelime aldığı görülür. Alman dilindeki kalıt kelimelere örnekler:" Sonne” Günes," Vater” Baba," Nase” Burun ve geçmis zamanlarında kökteki ünlüsü değismis tüm kelimelerdir.

                                     

3.10. Dil değisimleri Dil yozlasması

Dil yozlasması kavramı dil elestirisinden ortaya çıkmıstır ve bu dil yozlasması zaman içerisinde korunmaya değer görülen köken özelliklerinin değismesi yoluyla dillerin kaybolması korkusu olarak adlandırılır. Bu duruma örnek olarak; dil bilgisindeki, temel kelime hazinesindeki, genel anlasırlıktaki veya ifade gücündeki çesitlilik verilebilir. Dil kayması olarak dil yozlasması en kötü durumda dil ölümüne yol açabilir.

                                     

3.11. Dil değisimleri Dil yozlasmasının sebepleri

Dil yozlasmasının nedenleri asağıdakiler olabilir:

  • Diğer taraftan bir dil diğer dillerin etkisi altında kalarak yozlasabilir. Bu durumda dil, asıl köklerini kaybeder ve dilin kökeni kendi içindeki etkilerle olduğu kadar diğer dilden gelen etkilerle karısık bir köke dönüsür.
  • Bir dil muhtemelen o dile hâkim anadil kullanıcıları tarafından kullanılmaz. Bunun yerine dil, o dile daha az hâkim kimselerce konusulur ve böylelikle dile gereken önem verilmez, dilin toplam gelisimini, mesela dilin günlük kullanımını yansıtan bir ölçü de budur.
  • Baslıca bir neden de medyanın her zaman elestirilen etkisidir, her seyden önce televizyon ve radyoların etkileridir. Yan cümlelerdeki bağlaçların sözde yanlıs kullanımı, kaba, ahlaksızca kullanılan jargonlar, gereksiz yere Ingilizce kelimeler kullanmak gibi dil bilgisi yanlıslıkları sunucuların konusmalarını etkisi altına alır ve böylelikle dinleyicilerin dil kullanımı da değisir.
  • Diğer taraftan da bâzı dil elestirmenleri dil yozlasmasını" küresellesme sürecinin ve kültürel çesitliliğin bir parçası” olarak kabul etmektedir.
                                     

3.12. Dil değisimleri Dil biliminin bu konsepte uygun elestirisi

Dil yozlasması” kültür elestirisinin kullanılan önemli bir kavramıdır. Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Adorno, Martin Heidegger ve diğer birçok yazar ve filozofun, hakkında farklı kökenler isaret ettiği bu kavram" kültürel yozlasma” konseptinin içerisinde yer alır.

Dil yozlasması” kavramı bugünkü dil biliminine göre çoğunlukla kabul görmez, çünkü bu kavramın bilimsel olmayan birçok ön sarttan yola çıktığı açıktır:

  • Genellikle sadece yüzeysel olgular ele alınır, mesela alıntı kelimeler de veya büküm ve cümle yapısındaki değisiklikler de söz konusudur. Sözü edilen bu durumlar okulda gösterilen" sistem dil bilgisinin” asıl noktalarıdır. Analitik dil yapısının kolayca özü anlasılabilen, hatta kolayca olusturulabilen durumu, dilin kurallara uygunluğunu, doğru ve güzel kullanılmasını amaçlayan çalısmalarca "daha ilkel" olarak tanımlanmaktadır; ancak bu, temelde yatan derin olgular olarak kalmıstır, çünkü bir sahip olma tutumunun tanımı önceden olduğu gibi basarılı bir sekilde ifade edilmistir yalnızca araçlar değisim göstermistir.
  • Bununla birlikte dil elestirmenlerinin ortaya çıkan genel hosnutsuzluğu reddedici, yani yeni gelismelere karsı çıkmada ve herhangi bir ilk "standardın" savunulmasında hedef olarak ortaya çıkmaktadır. Oldukça zor olan dile özen gösterme cesareti, diğer dilleri aralıksız kendisine çeken her dönemde önceden kestirilemeyen, yeni biçimli olanaklar, en iyi kavramların ve düsüncelerin yaratıcı bir sekilde türetilmesini, hatta "yabancı kelimelerin" iyi anlamda kullanılmasını zora sokmustur.
  • Yabancı etki sadece dilsel alanda etkisini göstermez, bunun yanı sıra yabancı etkisi kültür ve toplum gerçekliğiyle sıkı sıkıya bağlı olduğu ve bunlarla iç içe geçmis olduğu için "dil yozlasması" konusu genellikle kültür ve toplum elestirisiyle aynıdır.
  • Dili özenli kullananların bakıs açısına göre ilgili dil öylesine yüksek bir kaliteye ulasmıstır ki her değisiklik kaçınılmaz bir sekilde dilde kötülesmeye sebep olmustur. Fakat bununla beraber dilin tarihîliği süpheli görülür olmustur. Tüm diller değisir, hem de sürekli olarak, çünkü dil, konusan toplumlarca sürekli değisen ortama uydurulmaktadır.
  • Dilin kendi köklerinden uzaklasma korkusu dilin ilk evresinde" arı”, "bozulmamıs” dillerin var olmasından ileri gelmektedir. Bu görüs, her dilin ilk zamandan beri diğer dillerle sürekli iliski içinde olduğunu görmezlikten gelmektedir. Buna göre" arı” diller yabancı etkilere maruz kalmaz. Her dil farklı zamanlarda farklı iliskilerle farklı yakınlıkta ortaya çıkan bir" karma dil”dir. Dili kendi" köklerinden” uzaklastıran ilk değisiklikler muhakkak vardır, ama çağdas dil durumunu inceleyen bir elestirmenin bunlardan haberi yoktur. Bir dilin komsu dillerle ve" Dünya dilleri” olarak adlandırılan uluslararası etkili dillerle yoğun bir alısveris içerisinde olup olmadığı ve bunun nasıl gerçeklestiği; bu değisiklikleri göğüsleyen konusucu kitlelerin açıklığının ve hareketliliğinin bir göstergesidir. Bu değisiklikler gerçeklesirken birçok durumda uzun iliskiler sonunda en basta" ödünç alınan” söz varlığıyla birlikte dil varlığının sesçe ve anlamlı" kaynasması” ortaya çıkar örnek: Almanca;" Konzept”  Türkçe;" Konsept”. Yine söz varlığının anlama uygun tercümesi yeni, sesçe uyumlu, kulakla uyumlu-anlamlı, herkes tarafından anlasılır bir kelime haline gelir örnek: Ingilizce;" to announce”  Türkçe;" Anons etmek”. Ya da söz varlığı yabancı dildeki yapının tıpatıp benzeri olarak kalır Ingilizce;" Bravo”  Türkçe;" Bravo”.
                                     

3.13. Dil değisimleri Dil ölümü

Bir dili anadil olarak konusan hiç kimse kalmadığı zaman dil ölümü söz konusu olmaktadır. Bu andan itibaren bir dilin içinde zamanla olusan normal gelisimler ve değisiklikler ölü dilde görülmez; ölü dil değismez ve hareketsiz, durağan olur.

Bir dilin ölü dil olarak görülmesi, bu dili anlayacak konumda kimsenin olmadığı anlamına gelmez. Ölü bir dil iyi bir sekilde belgelenebilir, yabancı dil olarak öğretilebilir ve hatta olası belli durumlarda sözlü ya da yazılı olarak kullanılabilir. Mesela Latince, anadil olarak kimse konusmadığı için ölü bir dildir. Yine de yabancı dil olarak öğrendikleri için Latince anlayan bir sürü kimse vardır. Belli fonolojik Sesbilimsel kısıtlamalarla ölü bir dili yeniden canlandırmak mümkündür. Mesela Kernevekçe Güneybatı Ingilterede Cornwall kontluğunda konusulan bir Kelt dilidir ya da Ibranicenin yok olmasından 2000 yıl sonra Israil’in resmî dili olan Ivrit Çağdas Ibranice gibi. Bilim insanları Dünya genelinde yasayan 6000 dilin bu yüzyılda yaklasık yüzde 90’ının yok olacağını kabul etmektedir. Son 30 yılda sadece Kuzey Amerika’da 51 dil yok olmustur.

                                     

3.14. Dil değisimleri Dil ölümünün nedenleri

Bir dil çocuklar tarafından anadil olarak öğrenilmiyorsa yok olma tehdidi altındadır. Diller, dil kayması yoluyla ölü dillere dönüsür. Bir dildeki yavas değisimler bir veya birçok yeni dilin doğmasını ve köken dilin ölü dillere dönüsmesini sağlar.

Bu noktada dil ölümünün iki biçimi birbirinden ayırt edilmelidir:

  • Ikincisi de; kendi içinde olusan dil biçimlerinin de varlıklarını sürdürmediği, konusulan bir dilin yok olmasıdır. Mesela" Kıpti” dilidir.
  • Birincisi, kendi içinde olusan dil biçimleri varlığını sürdürürken konusulan bir dilin yok olmasıdır. Romen dilleri içinde varlığını sürdüren Latince buna örnek gösterilebilir.

Ayrıca asağıdakiler arasında da ayrım yapılması gerekmektedir:

  • Çoğunlukla uzun bir süreçte meydana gelen ve dil ölümünü bilinçli sekilde tesvik eden kriterler olmaksızın meydana gelen" doğal" bir dil ölümü söz konusudur. Bu durum, ilk çağda yerini Latinceye bırakmıs olan bir sürü dilin ölümdeki durum olabilir, çünkü antik çağlarda bilinçli bir dil politikası henüz yoktu.
  • Bir dizi siyasî önlemler yoluyla desteklenen dil ölümü söz konusudur. Dil ölümü için kesin sonuç sağlayan ya da sağlamıs bu önlemler durumlarında bâzı yazarlar" Linguizid”den dili öldürme söz eder.

Bir dil 50 yasın üzerinde ve de 25 ve 50 yasları arasındaki yas grubunda" yarı konusuculara” sahipse, fakat 25 yasın altındaki yas grubunda bu dili konusan hiç kimse yoksa, o zaman bu dil, ebeveynlerden çocuklara aktarımın mümkün olmayacağı için yarı ölü" moribund” sayılır. Üst yaslardan binlerce, hatta yüz binlerce konusanı olsa dahi dilin yok olması ancak tüm güçlerin seferberliğiyle ve bu çabanın genel desteğiyle engellenebilir. Birçok durumda doğal bir dil ölümünün ya da bir" Linguizid”in dili öldürme ne ölçüde gerçekleseceğini belirlemek zordur. Dil ölümünde politik önlemlerin kesin sonuç veren rol oynadığı diller Havai dili ve yarı ölü Bretonca’dır Bretonca, Hint-Avrupa dil ailesinin Kelt koluna ait dildir. Fransanin Breton bölgesinin resmî dilidir.

                                     

3.15. Dil değisimleri Dil ölümünün sonuçları ve dil ölümü için önlemler

Dillerin ortadan kaybolmasının genis kapsamlı sonuçları olabilir:

  • Her bir dil konusanı, özel yasamında ve toplumsal hayatındaki birçok durumda kendini kendi dillerinde yeterli düzeyde ifade edemez. Bununla birlikte her bir dil konusanı, kültürel ve tarihi kimliğinin bir parçasını kaybeder.
  • Her dil kendine özgü bir" ses varlığı” ve bununla birlikte kaybolup gidebilecek bir kültürel miras değeri tasır.
  • Dünyayla ilgili kavramların ve görüsün bir dilde özel var olan tasarıları yok olabilir.

Özel bir dil için dil politikası ya da diller politikası mesela bir devletteki birçok dil için yardımıyla dillerin canlı kalmasına çalısılmaktadır. Bu tür önlemlerin basarısı mevcut dil konusanı sayısının fazlalığına, politik etkilerine, finansal olanaklarına ve dil ölümünün evresine bağlıdır.

                                     

4.1. Dil ve düsünce Düsüncenin iletisimsel aracı olarak dil

Özellikle teknik teoriler basta olmak üzere birçok iletisim aracı teorisi dili iletisim aracı olarak ifade etmez, aksine dili iletisimsel bir araç olarak ele alır. Bu durum su anlama gelmektedir; dil gerçek iletisim araçları için tarafsız bir mümkün olma durumudur. Dil, böyle görüslerin sadece uygun davranıslara hizmet eder veya dil, tasarılar ve kavramlar gibi zihinsel varlıkların iletimine yardımcı olur. Bu tasarı ve kavram gibi zihinsel durumlar dilden bağımsız düsünülemez. Iste bu yüzden temsil aracı olarak ele alınır.

Dil bilimci Wilhelm von Humboldt’un dil teorisinde süphesiz bir iletisim aracı görüsü dile getirilmistir. Bu görüsün temel söylevi, düsünsel sürecin ancak iletisimsellik aracılığıyla mümkün olabileceğini dile getirir. Bu durum insanların düsünce tarzının ancak içinde bulundukları çevredeki göstergelerin harekete geçeceği süreç aracılığıyla mümkün kılınabileceği anlamına gelmektedir. Bu göstergeler, hem Dünya bilincini hem de benlik bilincini olusturan göstergelerdir. Burada dil, sınırları belirleyen bir rol üstlenir. Ayrıca dilin iletisim aracı olarak tanımlanması insanların bilincini araçsal boyutta medial etkilemistir. Bu yüzden yeni iletisim araçlarının insanlar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu konusunda fikir yürütmek daima dile bağlı olmalıdır. Yeni iletisim araçlarının etkinliği ve etkileme gücü dilsel iletisim araçlarının yapısal olarak olusturulusuna bağlı olmalıdır.

                                     

5. Dil ve politik güç

Bu varsayımın, iktidar yapıları bağlamında dili politik olarak kullandığı birçok defa denenmistir." Siyaseten doğruluk” ifadelerinin talebi mesela cinsiyetçi bir dil kullanan veya cinsiyetçi düsüncelere eğilim gösterenlere zaman temel olusturur. Dil iyilestirmeleri sayesinde gerçekten bir bilinç değisikliği gerçeklesmekte mi yoksa bunun güncel politik amaçlara ulasmak için mi olduğu halen tartısmalıdır. Dil iyilestirmeleri büyük olasılıkla genel bilinç değisimi sürecinde belirleyici ve pekistirici bir etkiye sahip olabilir. Diğer taraftan da dilin, belirli iktidar yapılarını yıldırmak ve eline geçirmek için kullanıldığı da unutulmamalı. Bu duruma mobbing, ajanlık ve küçük düsürme örnek gösterilebilir. Sözlü iletisimdeki baskı mekanizmaları bes otorite tekniğini dısarıda bırakır. Var olan dil düzenlemelerindeki bunun gibi etkilerin uyarısı, böyle bir bağlamın sorunsallastırılmasına olanak sağlar.

Cinsiyetle gibi pratik olarak bütün kültürlerde birer tabu olarak kabul gören alanlardaki kelimelerin birçok dilde nesilden nesle çok az aktarıldığı, tarihi dil bilimi çalısmalarıyla tespit edilmistir. Böyle nesiller çok yakın zamanda aynı geleceğe maruz kalacaklardır. Yazı dilinde de bu durum genel dil değisiminde olduğu gibi aynıdır, ama sadece süreç daha yavastır.

Halkın dil ve düsünce üzerindeki etkisi aracılığıyla bunu uygulamaya dönük çabaya, 1949 yılında yayımlanan Georg Orwell’in" 1984” romanı edebiyattan bilinen bir örnektir. (Gerçek ismi Eric Arthur Blair olan George Orwell 25 Haziran 1903’te doğmustur ve 21 Ocak 1950’de ölmüstür. George Orwell Ingiliz edebiyatının 20. yüzyılda yetistirdiği önemli yazarlardan birisidir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli romanı ve bu romanda olusturduğu" Big Brother” –" Büyük Birader” kavramı ile ünlüdür. Bu yapıtta hayali bir totaliter yönetim sekli anlatılmaktadır. Bu yönetim biçimi halkın iletisimini ve düsüncesini dar ve kontrolü altındaki bir yola getirmek için" yeni konusma” adındaki yapay dili kullanır.

Diğer bir edebî örnek de Sapir-Whorf Hipotezinin bulunduğu Jack Vance’e ait" Pao’nun savas dilleri” isimli eseridir. Yenilmis bir yeryüzünü kontrol edebilmek için halkı esnaf, çiftçi, asker ve bilim adamı diye sınıflandırılan yeryüzünde sadece onlar için olusturulmus dili öğrenmelerine ve bu dili konusmalarına izin verilecektir. (Sapir-Whorf Hipotezi dil bilimininde, insan düsüncesinin yerel dillerden çok yoğun bir sekilde etkilendiğini gösteren bir çalısmadır. Buna göre, her insanın kendi dilinde belirli bir düsünce yapısı vardır ve bu insan baska bir insanın dilini hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamaz. Bu tartısmalara yol açan varsayım, ünlü dil bilimci Whorf tarafından olusturulmus, diğer bir dil bilimci Sapir tarafından da ortaya konulmustur ve ikisinin tezi olarak sunulmustur.

                                     

6.1. Dil ve hayvanlar Hayvan dili

Insanların bebeklik dönemlerinin ilk yaslarında gırtlağı larinks veya larenks derinlesir. Sadece çok az hayvanda bu durum benzer olabilir ve daha sonra sesler insanlarda olduğu gibi olusur. Bâzı durumlarda da insanların dilsel ifadelerini de taklit edebilirler; mesela papağan, fok, yunus gibi.

Hayvanlar belirlenmis bir isaret sistemini bilirler. Bu duruma, arı dili veya hatta dans dili olarak da adlandırılan sallanarak dans eder gibi uçan arıların isaret sistemi örnek gösterilebilir. O halde; düsünülen, gerçekten içgüdüsel olarak düzenlenmis isaret davranısının gerektiği takdirde insan diline ne derece benzerlik olusturup olusturmadığı sorgulanmalıdır. Kusların, yunusların veya primatların memeliler sınıfından maymun ve benzeri hayvanları içerir insan fonetiğine benzer bir dili veya tamamen aynı bir dili bilip bilmediği ve hatta bu dilin yardımıyla karsılıklı haberlesip haberlesmedikleri tartısılmaktadır. Burada görünüse göre sadece gönderen ve alıcı arasındaki düzenlenmis ve tek taraflı isaret yolu söz konusudur. Bu duruma örnek olarak, hayvan sahiplerinin hayvanın terbiyesi sırasında köpeklerden yararlanması gösterilebilir.

Bilindiği gibi biz insanlar tarafından bilinen dil bunun aksine 3 sınıfa ayrılır: Birinci sınıflandırmada anlam ayıran, yani kendi baslarına anlamları olmayan sesler bulunur. Ikinci sınıflandırmayı ise anlam tasıyan birimler veya anlam tasıyan morfemler biçim birimleri olusturur. Üçüncü sınıflandırmada kelime biçimlerinden, kelime gruplarından ifadelerden, deyimlerden ve cümlelerden olusur. Eğer bir hayvan yirmi ses olusturabiliyorsa bu hayvan ses bakımından potansiyel olarak yirmi farklı isaret olusturabiliyor demektir. Bunun tersine insan dili seslerin ve ses dizimlerinin çok farklı değiskenliği sayesinde kendini belli eder. Bunun için Wilhelm von Humboldt”un daha önceden belirttiği gibi sınırsız birlesim kombinasyon olasılıkları bulunmaktadır. Wilhelm von Humboldt”un atıfta bulunduğu bu birlesimlerle insanların daha önceden hiç duymadıkları seyleri de anlayabilecekleri veya ifade edebilecekleri de anlasılmıs oldu. Ayrıca bunun o kadar kolay öğrenilemeyeceği ve bu yüzden de ancak taklit edilebileceği ortaya konuldu.

                                     

7. Dıs bağlantılar

  • Dil Tanımları, Mustafa Altun
  • Dil Kursları
  • Altay Dil Ailesi
  • Dünyadaki dil aileleri listesi ve çesitli bağlantılar7 Subat 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
Free and no ads
no need to download or install

Pino - logical board game which is based on tactics and strategy. In general this is a remix of chess, checkers and corners. The game develops imagination, concentration, teaches how to solve tasks, plan their own actions and of course to think logically. It does not matter how much pieces you have, the main thing is how they are placement!

online intellectual game →