Back

ⓘ Bilim tarihi, hem doğal hem de toplumsal bilimler de dahil olmak üzere bilimsel bilgi ve bilimin gelisiminin incelenmesidir. 18. yüzyıl ile 20. yüzyıl arası dön ..



Bilim tarihi
                                     

ⓘ Bilim tarihi

Bilim tarihi, hem doğal hem de toplumsal bilimler de dahil olmak üzere bilimsel bilgi ve bilimin gelisiminin incelenmesidir. 18. yüzyıl ile 20. yüzyıl arası dönemde, öteden beri yanlıs bilindiği düsünülen olguların bilimsel gerçeklerle değistirilmesi yolunu izlemistir.

Bilim tarihi, hem doğal hem de toplumsal bilimler de dahil olmak üzere bilimsel bilgi ve bilimin gelisiminin incelenmesidir. Bilim, gerçek dünyadaki olayların gözlemlenmesi, açıklanması ve öngörüsünü vurgulayan, bilim adamları tarafından yapılan, doğal dünya hakkındaki deneysel, kuramsal ve pratik bilginin bir bütünüdür. Buna karsılık, bilim tarihçiliği bilim tarihçileri tarafından kullanılan yöntemleri inceler.

Ingilizce bir kelime olan ve ilk defa William Whewell tarafından kullanılan scientist bilim insanı tanımlaması nispeten yakın bir tarih olan 19. yüzyılda kullanılmaya baslanmıstır. Daha önce, arastırmacılar kendilerini "doğa filozofları" olarak adlandırıyorlardı. Doğal dünyaya iliskin deneysel arastırmalar klasik antik çağlardan beri örneğin Thales ve Aristo tarafından tanımlanmıs, bilimsel yöntem Orta Çağdan beri kullanılmıstır örneğin, Ibn-i Heysem ve Roger Bacon tarafından. Modern bilim, modern çağın erken döneminde, özellikle bilimsel devrim dönemine denk gelen 16. ve 17. yüzyıl Avrupasında gelismeye basladı. Bilim tarihçileri geleneksel olarak, bilimi, daha önceki arastırmaları da içerecek sekilde yeterince genis olarak tanımlamıstı.

18. yüzyıldan 20. yüzyılın sonlarına kadar bilim tarihi, özellikle de fizik ve biyoloji bilimlerinin çoğu için gerçek teorilerin yanlıs inançların yerini aldığı, ilerici bir anlatımla sunulmustur. Thomas Kuhnunki gibi daha yeni tarihsel yorumlar, bilim tarihini paradigmalar veya kavramsal sistemler açısından, entelektüel, kültürel, ekonomik ve politik eğilimlerden olusan daha genis bir çerçeve içerisinde tasvir etme eğilimindedir.

                                     

1. Ilk uygarlıklar

Tarih öncesi çağlarda, teknik ve bilgi nesilden nesle sözlü bir gelenekle geçmistir. Örneğin, mısırın tarım için Meksikanın güneyinde evcillestirilmesi, yaklasık 9000 yıl önceye, yazım sistemlerinin gelistirilmesinden daha eski bir tarihe dayanmaktadır. Benzer sekilde, arkeolojik kanıtlar, yazının icadından önceki toplumlarda astronomik bilginin gelistiğini gösterir. Yazının gelisimi, bilginin muhafaza edilmesine ve çok daha doğru bir sekilde nesilden nesle iletilmesine olanak tanımıstır.

Birçok eski uygarlık sistematik olarak astronomik gözlemler yapıp bilgi toplamıstır. Gezegenler ve yıldızların maddi doğası üzerine kafa yormak yerine, çoğunlukla toplum üzerindeki etkilerinden çıkarım yaparak gök cisimlerinin nispi konumlarını sema haline getirmislerdir. Bu, antik arastırmacıların, her seyin birbirine bağlı olduğunu varsayarak, genel olarak bütüncül bir sezgi kullandıklarını, buna karsılık modern bilimin böyle kavramsal sıçramaları reddettiğini göstermektedir

Bu dönemde insan fizyolojisi ile ilgili temel bilgiler bazı bölgelerde biliniyordu ve birkaç medeniyette simya ile ilgili uygulamalar yapılmaktaydı. Makroskobik flora ve faunayla ilgili kayda değer gözlemler yapılmıstır.

                                     

1.1. Ilk uygarlıklar Mısır

Eski Mısır, astronomi, matematik ve tıp alanlarında önemli ilerlemeler kaydetmistir. Mısır’da geometrinin gelismesinin temel sebebi, tarım arazilerinin düzenini ve mülkiyetini, her yıl Nil nehrinde gerçeklesen taskınlardan korumak için yapılan arastırmalardır. 3-4-5 dik üçgen ve diğer geometri kuralları doğrusal yapılarla birlikte Mısır mimarisindeki sütun ve lentoların yapımında kullanılmıstır. Mısır ayrıca Akdenizin çoğu için bir simya arastırma merkezi olmustur. Günümüze ulasmıs olan ilk tıbbi belgelerden biri olan Edwin Smith Papirüsüü muhtemelen beyni tarif eden analiz etmeye çalısan en eski belgedir: bu modern sinirbilimin baslangıcı olarak görülebilir. Mısır tıbbı bazı etkili uygulamalara sahip olmasına rağmen genellikle etkisiz ve bazen de zararlıydı. Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar. Buna rağmen, hastalığın tedavisinde inceleme, tanı, tedavi ve öngörü bilesenlerini kullanmıslardır. G. E. R. Lloyd’a göre bunlar temel deneysel bilim yöntemiyle paralellik sergiler ve bu metodolojinin gelistirilmesinde önemli rol oynamıstır. Ayrıca Ebers papirüs’ü MÖ 1550 geleneksel deneyciliğin bulgularını da içerir.

                                     

1.2. Ilk uygarlıklar Antik Ortadoğu

Sümerdeki simdiki Irakta Mezopotamya halkı, MÖ 3500lerin baslangıcından itibaren,dünya ile ilgili bazı gözlemlerini sayısal verilerle kaydetmeye baslamıslardı. Fakat gözlem ve ölçümlerin bilimsel yasaları aydınlatmaktan baska amaçlar için yapıldığı görülmektedir. Pisagor yasalarının somut bir örneği, MÖ 18. yüzyılda kaydedilmistir: MÖ 1900 tarihli Mezopotamya çivi yazımı tableti olan Plimpton 322, bazı Pisagor üçlülerini 3, 4, 5 kaydeder 5, 12, 13., Pisagor teoreminin soyut bir formülasyonu yok iken, Pisagor’dan yaklasık 1000 yıl önce kaydetmislerdir.

Babil astronomisinde, yıldızların, gezegenlerin ve ayın ait hareketlerin kayıtlarının, yazarların yarattığı binlerce kil tablet üzerinde kaldı. Mezopotamyadaki ilk bilim adamları tarafından belirlenen günes ayı ve ay ayı gibi astronomik dönemler, günümüzde hâlen yaygın bir sekilde batılı takvimlerde kullanılmaktadır. Bu verileri kullanarak, gün ısığının yıl boyunca değisen uzunluğunu hesaplamak ve Günes, Ay ve gezegenlerin ayrıca tutulmaların görünümlerini ve kaybolmalarını tahmin etmek için aritmetik yöntemler gelistirdiler. Bir Keldani astronomu ve matematikçisi olan Kidinnu gibi yalnızca birkaç gökbilimcinin ismi bilinmektedir. Kidinnu’nun çalısmaları, günümüzdeki takvimlerde kullanılan günes yılı için önemlidir. Babil astronomisi "astronomik olayların detaylı bir matematiksel tanımını yapmaya yönelik ilk ve oldukça basarılı girisim" idi. Tarihçi A. Aaboeya göre, "Helen dünyasında, Hindistanda, Islam dünyasında ve Batıda yapılmıs olan birçok bilimsel astronomi çalısması, belirleyici ve temel yollarla Babil astronomisine bağlıdır.



                                     

1.3. Ilk uygarlıklar Grek-Romen dünyası

Klasik Antik dönemde, evrenin isleyisine iliskin sorgunun izleri, hem güvenilir bir takvim olusturma hem de çesitli hastalıkların nasıl tedavi edileceğinin belirlenmesi gibi doğal amaçlar için yapılan arastırmalarda, doğa felsefesi olarak bilinen soyut arastırmalarda görülmektedir. Kendilerini, doğa filozofu, yetenek gerektiren bir mesleğin uygulayıcıları örneğin doktorlar veya dini bir geleneğin takipçileri olarak örneğin, tapınak sifacıları olarak düsünen eski insanlar ilk bilim insanları olarak kabul edilebilir.

Öncü Sokratlar olarak bilinen ilk Yunan filozoflar komsularının mitlerinde bulunan soruna değerli yanıtlar sundular: "Yasadığımız düzeni nasıl buldular?”. "bilimin babası" olarak kabul edilen, Sokratizm öncesi filozofu olan, Thales MÖ 640-546 doğal olaylar için doğaüstü olmayan açıklamaları öne süren ilk kisi oldu. Örneğin, karalar suyun üzerinde yüzmektedir ve depremler tanrı Poseidon’dan değil karaların üzerinde yüzdüğü bu suların çalkalanmasından meydana geldiğini ileri sürer. Thalesin öğrencisi olan Samos’lu Pisagor’u, kendi için matematiği arastıran Pisagor okulunu kurdu ve Dünyanın küre seklinde olduğunu öne süren ilk kisi oldu. Leucippus MÖ 5. yüzyıl tüm maddenin atomlar olarak bölünemeyen, tekrar etmeyen birimlerden olustuğu teorisi ile atomculuk kavramını baslattı. Bu teori, öncelikle öğrencisi Demokritos daha sonra da Epikür tarafından oldukça genisletilmistir.

Ardından, Plato ve Aristo, daha sonraki doğa arastırmalarını da sekillendirecek olan, doğa felsefesi hakkında ilk sistematik tartısmaları yaptılar. Tümdengelimli akıl yürütmenin gelistirilmesi, daha sonraki bilimsel arastırmalar için yararlı olmustur. Plato, MÖ 387de sloganı "Geometri bilmeyen giremez" olan ve birçok önemli filozof yetistiren Platon Akademisini kurdu. Platonun öğrencisi Aristo, deneyciliği ve evrensel hakikatlere gözlem ve tümevarım yoluyla ulasabileceği fikrini ortaya koyarak bilimsel yöntemin temellerini attı. Aristo, biyolojik nedensellik ve yasam çesitliliğine odaklanan ve deneysel nitelikte birçok biyolojik yazı da üretti. Özellikle, çevresindeki bitki ve hayvanların alıskanlıkları ve özellikleriyle ilgili birçok gözlem yaptı ve 540tan fazla hayvan türünü sınıflandırarak en az 50 tanesini inceledi. Aristo’nun çalısmaları Islam dönemi ve Avrupa bilimini etkiledi ve sonunda Bilimsel Devrimde yerini aldılar.

Bu dönem, özellikle anatomi, zooloji, botanik, madenbilimi, coğrafya, matematik ve astronomi alanlarındaki gerçek bilgide önemli ilerlemeler içeriyordu. Bunlar arasında özellikle değisim sorunu ve nedenleri ile ilgili olan bazı bilimsel problemlerin öneminin farkındalığı, matematiğin doğal olaylara uygulanması ve deneysel arastırma yapmanın metodolojik öneminin tanınması bulunmaktadır. Helenistik çağda bilginler, bilimsel arastırmalarında önce Yunan düsüncesinde gelistirilen ilkeler olan matematik uygulamaları ve kasıtlı deneysel arastırma yöntemlerini kullanmıslardır. Böylece,eski Yunan ve Helenistik filozoflardan Ortaçağ Müslüman filozof ve bilim adamlarına uzanan bu kesintisiz bilim çizgisi Avrupa Rönesansı ve Aydınlanmasına, günümüzün seküler bilimlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Sebep ve sorgulama ilkeleri antik Yunanlarla değil sokratik yöntem fikrinin olusmasıyla birlikte basladı ve geometri, mantık ve doğa bilimlerindeki büyük ilerlemeleri de beraberinde getirdi. Swansea Üniversitesinde Profesör olan Benjamin Farringtona göre:

"Insanlar Arsimet’in denge kanunlarını hazırlamasından binlerce yıl önce, bu ilkeler hakkında pratik ve sezgisel bilgiler yardımıyla, tartım islemini yapıyordu. Arsimet’in yaptığı bu pratik bilginin kuramsal etkilerini sıralamak ve ortaya çıkan bilgiyi mantıksal olarak tutarlı bir sistemi olarak sunmaktı."

Ve yine:

"Saskınlık içerisinde kendimizi modern bilimin esiğinde buluyoruz. Bazı çevirilerden alıntılara modernite havası verildiği de söylenemez. Ne münasebet. Bu yazıların kelime dağarcığı ve tarzı kendi sözcük dağarcığımızdan ve tarzımızdan türetilen kaynaktır."

Coğrafya uzmanı Eratosthenes Dünyanın çevresini doğru olarak hesaplarken, gökbilimci Samos’lu Aristarchus’u, günes sisteminin helyosentrik günes merkezli bir modelini öne süren ilk kisi oldu. Hipparkos MÖ 190 - yaklasık 120 ilk sistematik yıldız kataloğunu üretmistir. Helenistik dönemde astronomi ve mühendislikteki basarı düzeyi, gezegenlerin konumunu hesaplamak için kullanılan bir analog bilgisayar olan Antikythera mekanizması MÖ 150-100 tarafından etkileyici bir sekilde ortaya koyulmaktadır. Benzer karmasıklığa sahip teknolojik eserler, mekanik astronomik saatlerin Avrupada ortaya çıktığı 14. yüzyıla kadar bir daha ortaya çıkmadı.

Tıp alanında, Hipokrat MÖ 460 - 370 ve takipçileri pek çok hastalığı ve tıbbi durumu tanımlayan öncüler oldular ve günümüzde hekimler için hâlen geçerli olan Hipokrat Yemini gelistirdiler. Herophilos MÖ 335-280 insan vücudunu kesip inceleyerek sinir sistemini tanımlayan ilk kisi olmustur. Galen MS 129 - 200 beyin ve göz ameliyatları da dahil olmak üzere neredeyse iki bin boyunca tekrar denenmeyen pek çok cesur operasyonlar gerçeklestirdi.

Helenistik Mısırda, Öklid matematiksel titresimin temellerini attı ve bugüne kadar yazılmıs en ilham verici ders kitabı olan ve günümüzde hala kullanılan Elemanlar isimli eserinde, önerme, teori ve kanıt kavramlarını tanıttı. Tüm zamanların en büyük matematikçilerinden biri olarak kabul edilen Arsimet, bir sonsuz serinin toplamı ile bir parabolün yayı altındaki alanı hesaplamak için tüketme yöntemini kullandı ayrıca π sayısının inanılmaz derecede doğru bir yaklasımını verdi. Bunun yanında fizikte, hidrostatik,statik ve kaldıraç prensibinin temellerini attığı bilinmektedir.

Theophrastus, bitki ve hayvanların ilk tanımlamalarını yazdı, ilk sınıflandırmayı yaptı ve mineralleri sertlik gibi özellikleri açısından inceledi. Theophrastusun halefi olarak görülen Yaslı Pliny, MS 77 yılında doğal dünyanın en büyük ansiklopedilerinden birini üretti. Örneğin, elmasın oktahedral seklini doğru bir biçimde anlatır ve elmas tozu’nun çok sert olması sebebiyle diğer mücevherleri kesip cilalamak için gravürcüler tarafından kullanıldığından bahseder. Kristal biçiminin öneminin farkına varılması, modern kristal biliminin öncüsüdür. Ayrıca, diğer minerallerin kendine özgü kristal sekillerine sahip olduklarını da söyler. Bunun yanı sıra kehribar tasının çam ağaçlarının fosillesmis bir reçinesi olduğunu, içinde hapsolmus böcekler bulunan örneklerden yola çıkarak fark eden ilk kisilerden biridir.

                                     

1.4. Ilk uygarlıklar Hindistan

Matematik: Hindistan’daki matematiksel bilginin en eski izleri Indus Vadisi Uygarlığına MÖ 4. binyıl~ MÖ 3. binyıl aittir. Bu medeniyet zamanında yasamıs insanlar tuğladan yapılmıs bir yapının sağlamlığı ve dengesi için uygun görülen 4:2:1 oranlarında olan tuğlalar yaptılar. Ayrıca uzunluk ölçümünü, yüksek bir doğruluk derecesinde standart hale getirmeye çalıstılar. Uzunluğu yaklasık 3.4 santimetre olan 1.32 inç on esit parçaya bölünmüs bir cetvel olan Mohenjo-daro cetveli’ni tasarladılar. Eski Mohenjo-daroda imal edilen tuğlalar genellikle bu uzunluk birimin tam katları olan boyutlara sahipti.

Hint gökbilimci ve matematikçisi Aryabhata 476-550 bazı trigonometrik fonksiyonlarla birlikte trigonometrik tabloların yanında cebir ve algoritma tekniklerini tanıtmıstır. MS 628 yılında Brahmagupta, yerin bir çekim kuvveti olduğunu ileri sürdü. Ayrıca, dünya genelinde su anda evrensel olarak kullanılan Hint-Arap rakam sistemi ile birlikte sıfır sayısının kullanımını açıkça belirtti. Iki gökbilimcinin metinlerinin Arapça çevirileri Arap rakamlarını 9. yüzyılda Islam dünyasına tanıtacaktı. 14. ve 16. yüzyıllar arasında Kerala astronomi ve matematik okulu, trigonometri ve analiz gibi alanlar da dahil olmak üzere astronomi ve özellikle matematikte çok önemli ilerlemeler kaydetti. Özellikle, Sangamagrama Madhava "matematiksel analizin kurucusu" olarak düsünülmektedir.

Astronomi: Astronomik kavramlardan bahseden ilk metin, Hint dini edebiyatı olan Vedalartan gelmektedir. Sarmaya göre 2008: "Rigvedada evrenin varolusu hakkında akılcı yorumlar bulunur, bunlar; evrenin yapısı, küresel dünya ve 360 günden olusan 1 yılın 12 esit parçaya bölünüp, her biri 30 günden olusan periyodik aylara bölünmesidir." Bhāskara tarafından 12. yüzyılda yazılmıs olan Siddhanta Shiromaninin ilk 12 bölümü, gezegenlerin ortalama boylamları; gezegenlerin gerçek boylamları; günlük döngü’nün üç problemi; ayın yeni ay ve dolunay fazları; ay tutulmaları; günes tutulmaları; gezegenlerin enlemleri; yükselmeler ve ayarlar; ayın hilali; gezegenlerin birbirleriyle bağlantıları; sabit yıldızlarla gezegenlerin bağlantıları; ve günes ve ayın pataları. Ikinci bölümün 13. faslı, kürenin doğasını ve buna dayanan önemli astronomik ve trigonometrik hesaplamaları kapsar. Ikinci 13 bölümlük kısım, kürenin doğasını ve buna dayanan önemli astronomik ve trigonometrik hesaplamaları kapsar.

Nilakantha Somayajinin astronomik tezi Tantrasangraha, 17. yüzyıldaki Johannes Kepler’e kadar en doğru astronomik model olan ve Tycho Brahe tarafından ortaya atılan Tychonic sistemle benzer özellikler tasımaktadır. Ilk dilsel etkinlikler Sanskrit dili analizi ile birlikte Vedik metinlerin doğru okunması ve yorumlanması amacıyla Demir Çağı’nda Hindistanda MÖ 1. binyıl bulunur. Sanskritçenin en önemli gramer uzmanı olan Pāîini MÖ 520-460 4000’e yakın kuralı formüle ederek üretken bir dilbigisi olusturmustur. Analitik yaklasımının doğasında fonem, sekil bilgisi ve kök kavramları bulunmaktadır.

Tıp: Simdiki Pakistan’da neolitik mezarlıklardan elde edilen bulgular erken tarım medeniyetlerindeki dis hekimliğiyle ilgili kanıtlarını göstermektedir. Ayurveda, MÖ 2500den önce antik Hindistanda ortaya çıkmıs olan geleneksel tıp sistemidir ve günümüzde dünyanın çesitli yerlerinde alternatif tıp yöntemi olarak uygulanmaktadır. Bununla alakalı en ünlü yazılı metin olan Suśrutanın Suśrutasamhitā, rinoplasti, yırtık kulak loblarının onarımı, perineal litotomi, katarakt ameliyatı ve diğer bazı cerrahi islemler gibi cerrahi prosedürlerin tanımlanmasını gösteren bir kaynaktır.

Metalurji: Wootz, pota ve paslanmaz çelik Hindistanda icat edildi ve çoğunlukla Klasik Akdeniz dünyasına ihraç edildi. Hint Wootz çeliği, Roma Imparatorluğunda en iyi çelik olarak düsünülüyordu büyük saygı görüyordu. Ortaçağdan sonra çok özel tekniklerle Suriyede üretilen "Sam çeliği" 1000 yılına kadar ithal edildi.

                                     

1.5. Ilk uygarlıklar Çin

Matematik: Çinliler ilk hesaplamaları yapmak için sayım tahtalarında pozisyonel ondalık bir sistem kullandılar. 10u ifade etmek için, sağdaki ikinci kutuya tek bir çubuk yerlestirilir. Konusulan dilde Ingilizceye benzer bir sistem kullanılır: ör. dört bin iki yüz yedi. Sıfır için herhangi bir sembol kullanmadılar. MÖ 1. yüzyıla kadar negatif sayılar ve ondalık kesirler kullanılıyordu ve Matematik Sanatında Dokuz Bölüm, Horner yöntemi ile yüksek mertebeden kökleri çıkarmak ve doğrusal denklemleri çözmek için kullanılan yöntemleri ve Pisagor teoremini içeriyordu.

Tang hanedanında üçüncü dereceden denklemler çözülmüs ve Chin Chiu-shao tarafından MS 1245te basılan 3ün üstündeki denklem çözümleri ortaya çıkmıstır. Pascalın binom katsayıları için üçgeni Jia Xian tarafından 1100 civarında açıkladı

Astronomi: Çinden gelen astronomik gözlemler, herhangi bir medeniyete ait en uzun süreli kayıt serisi olup günes lekelerinin MÖ 364te 112 kayıt, süpernovaların 1054, ay ve günes tutulmalarını kayıtlarını içerir. 12. yüzyılda tutulmaların tahminlerini makul bir sekilde doğru yapabiliyorlardı, ancak Ming hanedanlığı döneminde bu bilgiler kayboldu. Ardından, Jesuit Matteo Ricci tahminleri nedeniyle 1601 yılında büyük kabul gördü. MÖ 635te Çinli gökbilimciler, kuyruklu yıldızların kuyruklarının daima günesten uzak olduğunu gözlemisti.

Çinliler, antik çağlardan beri gökyüzünü tanımlamak için ekvatoral sistem kullandılar ve 940 yılında, silindirik Mercator bir projeksiyon kullanarak yıldız haritası çizdiler. MÖ 4. yüzyıldan itibaren halkalı küre ve MÖ 52den itibaren ekvatoral eksende kalıcı olarak monte edilen bir küre kullanımı kaydedilmistir. MS 125te Zhang Heng, küreyi gerçek zamanlı olarak döndürmek için suyun gücünü kullandı. 1270 yılına gelindiğinde, Arap torquetum ilkelerini birlestirdiler.

Sismoloji: Felaketlere daha iyi hazırlık yapmak için Zhang Heng, MS 132de deprem olduğu anda baskent Luoyangdaki yetkililere anında uyarı vermesi için sismometreyi icat etti. Zhang mahkemeye kuzeybatıda bir deprem yasandığını söylediği sırada baskentte hiçbir sallantı hissedilmemesine rağmen kısa bir süre sonra Luoyang’ın 400 km ile 500 km kuzeydoğusunu depremin vurduğu mesajı geldi. Zhang, cihazını "mevsimsel rüzgarları ve Dünyanın hareketlerini ölçmek için alet" Houfeng didong yi 候 风 地动 仪 olarak adlandırdı. Bu sekilde adlandırmasının sebebi ise Zhang ve diğerlerinin, depremlerin muhtemelen sıkısmıs havanın basıncından dolayı kaynaklandığını düsünmesiydi. Ayrıntılı bilgi için Zhangın sismometresine bakın.

Çağlar boyunca Çin’deki bilim alanına çok önemli katkılarda bulunan birçok kisi vardır. Bunlar arasında iyi örneklerden birisi bilim adamı, polimat ve aynı zamanda devlet adamı olan Shen Kuo’dur 1031-1095. Yön bulmak için kullanılan manyetik iğne pusulasını tanımlayan ilk kisi oldu, gerçek kuzey kavramını kesfetti. Ayrıca günes saati,halkalı küre ve su saati tasarımını iyilestirdi, teknelerin tamir edildiği yüzer havuzların kullanımını tanımladı. Shen Kuo, su baskınlarının doğal sürecini ve Taihang Dağlarındaki deniz fosillerinin Pasifik Okyanusundan yüzlerce kilometre uzaktabulgularını gözlemledikten sonra arazi olusumu diğer bir deyisle jeomorfoloji teorisi gelistirdi. Ayrıca, Shaanxi eyaletindeki Yananda, yer altında bulunan taslasmıs bambuları gözlemledikten sonra, zaman içerisinde yeryüzünde kademeli bir iklim değisikliği olduğu teorisini benimsedi. Bir baska önemli polimat ve astronom olan Su Song 1020-1101 yıldız haritalarından olusan bir gök atlası yaptı, botanik, zooloji, mineraloji ve metalurjinin ilgili konuları ile farmasötik bir tez yazmıs ve 1088 yılında Kaifeng kentinde büyük bir astronomik saat kulesi insa etmistir. Bu saat kulesi bilinen en eski sonsuz güç iletim zinciri mekanizmasını içermektedir.

16. ve 17. yüzyıllarda Çin’deki Avrupalı Hristiyan misyonerlerin yazısmaları sayesinde, bu eski kültüre ait bilimsel basarılar Avrupalı bilim adamları tarafından kabul ve takdir gördü ve Avrupada tanındı. Çin teknolojisi ve bilim tarihi üzerine Batılı akademik düsünce, Joseph Needham ve Needham Arastırma Enstitüsü’nün çalısmaları sayesinde galvanizlendi. Ingiliz bilim adamı Needhama göre Çinin teknolojik basarıları arasında sunlar yer aldı; ilk sismolojik dedektörler 2. yüzyılda Zhang Heng, suyla çalısan göksel küre Zhang Heng, ondalık sistemin bağımsız icadı, kuru havuz, sürgülü kapaklar, çift etkili pistonlu pompa, dökme demir, yüksek fırın, demir pulluk, çok borulu tohum dikme aleti, el arabası, asma köprü, harman savurma makinesi, döner fan, parasüt, doğalgaz yakıt, kabartma haritası, pervane, tatar yayı, katı yakıt roketi, çok kademeli roket, kurtarma kayısı, mantık, astronomi, tıp ve diğer alanlardaki gelismeler.

Bununla birlikte, kültürel etkenler, Çin’dek bu gelismelerin "modern bilim" diye tabir ettiğimiz seye dönüsmesini engelledi. Needhama göre, Çin aydınlarının dini ve felsefi görüsleri, doğa yasaları fikirlerini kabul edememelerine neden olmus olabilir.



                                     

2. Orta Çağ’da bilim

Roma Imparatorluğunun bölünmesi ile birlikte, Batı Roma Imparatorluğu geçmisinin çoğuyla olan temasını kaybetti. Yunan felsefesi, Orta Doğu’da yeni kurulan Arap Imparatorluğunda bir miktar destek buldu. 7. ve 8. yüzyılda Islamın yayılmasıyla, Islam Altınçağı olarak bilinen Islam bilimi dönemi 13. yüzyıla kadar sürdü.Çesitli faktörler bu dönemde bilimin gelismesine yardım etti. Tek bir dil olan Arapçanın kullanılması, bir tercüman olmaksızın iletisim kurulmasına izin verdi. Hint öğrenme kaynakları ile Bizans Imparatorluğundaki Yunan metinlerine erisim, Müslüman akademisyenlere üzerine insa edebilecekleri bir bilgi tabanı sağlamıstır.

Bizans Imparatorluğu hala Konstantinopolis gibi öğrenim merkezlerini korurken, Batı Avrupa bilimi, 12. ve 13. yüzyıllarda ortaçağ üniversitelerinin gelisimine kadar manastırlarda sürdürülmüstür. Manastır okullarının müfredatı, az sayıda antik metinler ile birlikte tıp ve zamanın kaydı gibi pratik konular üzerine yapılan yeni çalısmalar incelenmistir.

                                     

2.1. Orta Çağ’da bilim Islam Dünyası

Bilimsel yöntem, Ibn-i Heysem’in Optik MS 1000 adlı eserinde kaleme aldığı optik deneylerinden baslayarak, metodoloji alanında önemli ilerlemelerin yapıldığı Islam dünyasında gelismeye baslamıstır. Bilimsel yöntemdeki en önemli gelisim, Müslüman bilim adamları arasında baslayan, genel olarak deneysel bir yönelim içinde kurulmus olan ve birbiriyle rekabet eden bilimsel kuramları birbirinden ayırmak için deneylerin kullanılmasıydı. Ibn-i Heysem optik alanında yaptığı deneysel çalısmalar ve teoriler sebebiyle optik biliminin babası olarak kabul edilmektedir. Bazıları, Ibn-i Heysemi modern bilimsel metodu gelistirdiği için "ilk bilim insanı" olarak nitelendirdiler. Matematikçi Muhammed b. Musa el-Harezmi’nin adı algoritma kavramına verilirken, cebir terimi onun çalısmalarından biri olan El-Cebir’den türetilmistir. Su anda kullanılan Arap rakamlarının Hindistandan geldiği bilinmektedir ancak Müslüman matematikçiler ondalık sayı gösteriminin tanıtımı gibi birçok gelistirme yapmıslardır.

El-Battani astronomi alanında, Batlamyus’un Hè Megalè Syntaxis Büyük tez ’in, Almagest olarak çevrilerek saklanan, Hipparchus’un ölçümlerini gelistirdi. El-Battani ayrıca, Dünya eksenel deviniminin ölçüm hassasiyetini gelistirdi. Battani, Ibn-i Heysem ile birlikte Averroes, el-Tusi, Moayyeduddin Urdi ve Ibn-i Sâat gibi Maragha gökbilimcileri tarafından yer merkezli modele yapılan düzeltmeler Kopernik’in günes merkezli modeline benzemektedir. Günes merkezli teoriler, Jafer Ibn Muhammed Ebu Mashar el-Balkhi, Ebû Rayhan Biruni, Abu Said el-Sijzi, Kutub-al-Dinî Sirazi ve Necm el-Dîn el-Kâzminî el-Kâtibî, gibi diğer birçok Müslüman gökbilimci tarafından da tartısılmıs olabilir. Müslüman kimyagerler ve simyacılar modern kimyanın kurulmasında önemli bir rol oynadılar. Will Durant ve Fielding H. Garrison gibi arastırmacılar, Müslüman kimyagerleri kimyanın kurucuları olarak görüyorlardı. Özellikle Câbir bin Hayyan birçok kimse tarafından kimyanın babası olarak görülür. Arap bilim adamlarının eserleri, önce Roger Baconu deneysel metodu Avrupaya tanıttı, Fars yazarlarından çok etkilendi ve daha sonra da Isaac Newtonu etkiledi. Alim Al-Razi, kimya ve tıbba katkılarda bulundu. Ibni Sina Avicenna Islam dünyasının en etkili filozofu olarak görülüyor. Deneysel tıp bilimine öncülük eden ve klinik denemelerde yapan ilk doktordu. Tıp alanında onun en dikkat çekici iki eseri olan Kitāb el-Hisfahâr Sifa Kitabı ve The Canon of Medicine, hem Müslüman dünyasında hem de Avrupada standart tıbbi metinler olarak 17. yüzyıla kadar kullanılmıstır. Tıp alanında yaptığı birçok katkının arasında bulasıcı hastalıkların bulasıcı doğasının kesfi ve klinik farmakolojinin tanıtılması bulunmaktadır.

Islam dünyasındaki diğer ünlü bilim adamları arasında, Farabi polimat, Abu-el-Kaim el-Zahrawi ameliyatın öncüsü, Abū Rayhān el-Bīrūnī Indologynin öncüsü, jeodezi ve antropoloji, Nasihir-i Dîn el-Tûsî polimath ve Ibn Haldun bulunmaktadır.

Islam bilimi, Avrupadaki Rönesanstan önce 12. veya 13. yüzyılda, kısmen kütüphaneler, gözlemevleri, hastaneler ve üniversitelerin yok edildiği Moğol fetihleri ile gerilemeye basladı. Islamın Altın Çağı, 1258 yılında Abbasi halifeliğinin baskenti olan Bağdat bilim merkezinin tahrip edilmesi ile kapanmıstır.

                                     

2.2. Orta Çağ’da bilim Avrupa

Avrupanın entelektüel canlanması, 12. yüzyılda ortaçağ üniversitelerinin doğusuyla baslamıstır. Ispanya ve Sicilya’daki Islam dünyasıyla olan temaslar ayrıca Reconquista ve Haçlı Seferleri sırasında Aristo, Batlamyus, Jābir bin Hayyān, el-Harezmi, Ibn-i Heysem Alhazen, Ibn-i Sina Avicenna ve Ibn Rüsd Averroesün eserleri de dahil olmak üzere bilimsel Yunanca ve Arapça metinlere erisim imkânına sahip oldular. Avrupalı bilginler, 12. yüzyılda Arapçadan Latinceye çevirilerin desteklendiği "Toledo Çevirmenler Okulu"nun tercüme programlarına erisme imkânına sahiptiler. Daha sonra Michael Scotus gibi tercümanlar bu metinleri doğrudan incelemek için Arapça öğrendiler. Avrupa üniversiteleri bu metinlerin tercüme edilmesi ve çoğaltılmasına maddi olarak yardımcı olmus ve bilim toplulukları için ihtiyaç duyulan yeni bir altyapı tesis etmistir. Aslında, Avrupa üniversitesi doğal dünyayla ilgili birçok çalısmayı ve doğayı kendi müfredatının merkezinde koymustur ve ortaçağ üniversiteleri bilimin önemine modern üniversitelerden daha çok vurgu yapmıstır.

Bunun yanında Avrupalılar, Moğolistan barısının bir sonucu olarak, daha da doğuya özellikle de Marco Polo yönelmeye baslamıslardır. Bu, Hint geleneği ile Çin kültürü ve medeniyetinin, Avrupa geleneği içindeki farkındalığının artmasına yol açtı. Malmesbury Eilmerin 11. yüzyılda Ingilterede Matematik eğitimi alan ilk uçusu ve Laskilldeki Cistercian fırının metalürjik basarımları gibi teknolojik gelismeler de yapılmıstır.

3. yüzyılın basında, entelektüel açıdan önemli antik yazarların hemen hepsinin temel çalısmalarını doğru çevirileri vardı ve bu çeviriler üniversiteler ve manastırlar aracılığıyla bilimsel fikirlerin sağlıklı bir sekilde aktarılmasına olanak sağladı. Ondan sonra bu metinlerde yer alan doğal felsefe, Robert Grosseteste, Roger Bacon, Albertus Magnus ve Duns Scotus gibi ünlü bilim adamları tarafından genisletilmeye baslandı. Islam dünyasının daha önceki katkılarından etkilenen modern bilimsel yöntemlerin öncülleri olan, Grossetestenin doğayı anlamanın bir yolu olarak matematiğe vurgu yapması ve Bacon tarafından benimsenen deneysel yaklasımı Opus Majus ’da görülebilir. Pierre Duhem’in tartısmalı Katolik Kilisesi 1277 tarihli kınama tezi, ortaçağ bilimini ciddi bir disiplin olarak baslamasına yol açmıstır ancak modern bilimin 1277’de basladığı fikrini destekleyen olmadı. Bununla birlikte, pek çok bilim adamı, Duhemin belirttiği gibi Ortaçağ’ın bilimsel gelismelerin önemli bir dönemi olduğu görüsüne katılıyor.

14. yüzyılın ilk yarısında, büyük ölçüde Aristo’nun bilimsel yazıları üzerine skolastik yorumlamalar çerçevesinde gerçeklestirilen çok önemli bilimsel çalısmaları görülmüstür. Ockhamlı William tutumluluk ilkesini getirdi. Jean Buridan ve Nicole Oresme gibi akademisyenler Aristonun mekaniğinin unsurlarını yeniden yorumlamaya basladılar. Özellikle Buridan, Modern hareketsizlik kavramının ilk adımı olan atıs hareketinin sebebinin enerji olduğuna dair teoriyi gelistirdi. Oxford hesaplayıcıları, hareketin kinematiğini matematiksel olarak analiz etmeye baslamıs ve hareketin nedenlerini dikkate almadan bu analizi yapmıstır.

1348de Kara veba ve diğer felaketler, önceki felsefi ve bilimsel gelisim dönemine ani bir son vermistir. Yine de, antik metinlerin yeniden kesfi, birçok Bizans aliminin Batıya sığınmak zorunda kaldığı 1453teki Istanbul’un fethinden sonra gelisti. Bu arada, matbaanın bulunması Avrupa toplumu üzerinde büyük etkiye sahip oldu. Matbaanın gelismesi ve basılı yayınların artması, öğrenmeyi çok büyük bir kesim için mümkün kıldı ve yeni fikirlerin çok daha fazla artmasına yol açtı. Yeni fikirler, bu noktada Avrupa biliminin gelisimini etkilemeye, cebirin tanıtılmasına yardımcı oldu. Bu gelismeler, Kara Veba baslangıcında duran bilimsel arastırma sürecinin yeniden baslaması olarak da görülebilecek Bilimsel Devrimin yolunu açtı.

                                     

3. Bilimin Avrupadaki etkisi

Avrupada bilimin baslaması 12’nci yüzyıl ile basladı. Öte yandan Kuzey Rönesansı’nda odak noktası, Aristoteles’in doğa felsefesinden, kimya ve biyolojik bilimlere botanik, anatomi ve tıp kaydı ve belirgin bir değisim gösterdi. Böylece Avrupada modern bilim, büyük bir karısıklık döneminde yeniden basladı. Protestan Reformu ve Katolik Karsı-Reformasyon; Christopher Columbusun Amerika kıtasını kesfetmesi; Istanbul’un fethi; Aristo’nun Skolatik dönemde yeniden kesfedilmesi, büyük toplumsal ve siyasal değisikliklere neden oldu. Böylece, Martin Luther ve John Calvinin dini öğretiyi sorgulaması gibi, bilimsel doktrini sorgulanması mümkün olan uygun bir ortam yaratılmıstır. Batlamyus astronomi ve Galen’in tıp eserleri günlük gözlemlerle her zaman tutarlı olmamaktaydı. Vesalius insan kadavraları üzerindeki çalısmalarıyla, Galen’in anatomi görüsündeki sorunları ortaya koymustur.

Daha önce elde edilen gerçekleri sorgulama ve yeni cevaplar aramak, günümüzde Bilim Devrimi olarak bilinen önemli bir bilimsel ilerleme dönemi ile sonuçlandı. Çoğu tarihçi geleneksel olarak Bilim Devrimi’nin baslanıgıç tarihini, Andreas Vesaliusun De humani corporis fabrica Insan Vücudundaki Çalısmalar Üzerine ve Kopernik’in De Revolutionibus adlı kitaplarının ilk basıldığı, 1543 yılı olarak kabul eder. Kopernik’in kitabındaki tezi, Dünyanın Günesin etrafında hareket etmesi idi. Bu dönem, Avrupa çapında bilimsel yayınların benzeri görülmemis büyümesini temsil eden Isaac Newtonın Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica nın 1687de yayınlanmasıyla zirveye ulasmıstır.

Bu dönemdeki diğer önemli bilimsel gelismeler ise Galileo Galilei, Edmond Halley, Robert Hooke, Christiaan Huygens, Tycho Brahe, Johannes Kepler, Gottfried Leibniz ve Blaise Pascal tarafından yapıldı. Francis Bacon, Sir Thomas Browne, René Descartes ve Thomas Hobbes tarafından felsefede büyük katkılar yapıldı. Bilimsel yöntem, geleneksel düsünceler üzerine modern düsünce ile yapılan nedensel ve deneysel çalısmalarla daha da gelistirildi.



                                     

3.1. Bilimin Avrupadaki etkisi Aydınlanma Çağı

Aydınlanma Çağı, Avrupa 17. yüzyıl ile baslayan 18. yüzyılda hızlanan modern bilime yönelik, belirleyici adımlar attı. Doğrudan Newton, Descartes, Pascal ve Leibnizin eserlerine dayanan bu dönem, Benjamin Franklin 1706-1790, Leonhard Euler 1707-1783, Mikhail Lomonosov 1711-1765 ve Jean le Rond dAlembert’in 1717-1783 aralarında bulunduğu jenerasyonun, modern matematik, fizik ve teknolojiye olan katkıları ile sekillendi. Denis Diderot’un 1751-1772 yılları arasında yayınlanan Ansiklopedisi, bu yeni anlayısı daha genis bir kitleye tasıdı. Bu süreç yalnız bilim ve teknolojiyi değil, aynı zamanda felsefe Immanuel Kant, David Hume, din bilimin giderek dine yansıması, toplumu ve siyaseti Adam Smith, Voltaire önemli ölçüde etkilemistir. Çoğu zaman Bilimsel Devrim olarak bilinen Avrupa Rönesansının baslangıcı, diğer bir deyisle Modern Çağ’ın ilk dönemleri modern bilimin baslangıcı olarak görülür.

                                     

3.2. Bilimin Avrupadaki etkisi Bilimde Romantizm

19. yüzyılın baslarındaki Romantik Hareket, Aydınlanma’nın klasik yaklasımlarında beklenmedik yeni arayıslar baslatarak bilimi yeniden sekillendirdi. Özelikle biyoloji Darwin’in evrim teorisi, matematik grup teorisi ve kimya organik kimya alanlarında çok önemli atılımlar yapıldı. Romantizmin çöküsü, yeni bir hareket olan Positivizmin 1840tan sonra aydınların ideallerini ele geçirmesiyle basladı ve yaklasık 1880 yılına kadar sürdü.

                                     

4. Modern Bilim

Bilim devrimi, bilimi, bilginin gelisimi için bir kaynak olarak kurdu. Bilim uygulaması 19. yüzyıl boyunca, 20. yüzyıla uzanan yol boyunca profesyonellesti ve kurumsallastı. Toplumda bilimsel bilginin rolü arttıkça, ulus-devletlerin isleyisini birçok yönüyle birlestirildi.

                                     

4.1. Modern Bilim Fizik

Bilimsel devrim, eski düsünce ve klasik fizik arasında elverisli bir sınırdır. Kopernik, Samoslu Aristarchus tarafından tanımlanan heliosentrik günes sistemi modeli düsüncesini canlandırdı. Bunu Johannes Keplerin 17. yüzyılın basında ortaya koyduğu ilk gezegen hareketi modeli izledi. Kepler bu modelde, gezegenlerin eliptik yörüngeleri izlemeleri ve Günesin bu eliptik yörüngenin odak noktasında olduğunu ileri sürdü. Galileo "Modern Fiziğin Babası", bilimsel yöntemin kilit bir unsuru olan fizik teorilerini doğrulamak için de deneyler yaptı. William Gilbert, dünyanın kendisininde manyetik olduğunu ortaya koyan ilk elektrik ve manyetizma deneylerini yaptı.

Isaac Newton 1687’de Principia Mathematica yı yayınladı ve iki kapsamlı ve basarılı fiziksel teoriyi detaylandırdı. Bunlar; Klasik mekaniğe öncülük eden Newtonun hareket yasaları ve yer çekiminin temel kuvvetini tanımlayan Newtonun Yer çekimi Kanunudur.

18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılın baslarında elektrik ve manyetizmanın davranısı Luigi Galvani, Giovanni Aldini, Alessandro Volta, Michael Faraday, Georg Ohm ve diğerleri tarafından incelendi. Bu çalısmalar, James Clerk Maxwell denklemleri olarak da bilinir tarafından iki olgunun tek bir elektromanyetizma teorisine birlestirilmesinde önemli rol oynadı.

20. yüzyılın basıyla birlikte fizikte devrim basladı. Newtonun uzun süredir kabul gören bazı teorilerin, bazı kosullarda doğru olmadığı ortaya koyuldu. 1900’den baslayarak Max Planck, Albert Einstein, Niels Bohr ve diğerleri, çeliskili deneysel sonuçları açıklamak için, ayrık enerji seviyelerini tanıtarak kuantum teorilerini gelistirdiler. Kuantum mekaniği, hareket yasalarının küçük ölçeklerde tutarlı olmadığını göstermistir. Ayrıca Einsteinın 1915te ileri sürdüğü genel görelilik teorisi, hem Newton mekaniği hem de özel göreliliğin dayandığı uzay zamanının sabit arka planının mevcut olamayacağını gösterdi. 1925 yılında, Werner Heisenberg ve Erwin Schrödinger, önceki kuantum teorilerini açıklayan kuantum mekaniğini formüle ettiler. Edwin Hubbleın 1929da yaptığı gözlemlere göre galaksilerin geri çekilme hızı, uzaklıkları ile doğru orantılıdır. Bu, Georges Lemaitre tarafından Büyük Patlama teorisinin formüle edilmesi için yol gösterdi ve Evren’in genislediğini kanıtladı.

1938de Otto Hahn ve Fritz Strassmann radyokimyasal yöntemlerle birlikte nükleer füzyonu kesfetti. 1939da Lise Meitner ve Otto Robert Frisch, daha sonra Niels Bohr ve John A. Wheeler tarafından gelistirilecek olan füzyon sürecinin ilk teorik tanımını yaptılar. Ikinci Dünya Savası sırasında radarın pratikte uygulanmasına, atom bombasının gelistirilmesine ve kullanılmasına yol açan gelismeler yasandı. Bu süre zarfında, Chien-Shiung Wu, Uranyum metalinin gaz difüzyonu ile U-235 ve U-238 izotoplarına ayrılmasına yönelik bir sürecin gelistirilmesine yardımcı olmak için Manhattan Projesi tarafından ise alındı. Ayrıca Beta bozunumu ve zayıf etkilesim fiziğinde uzman deneyciydi. Wu, kuramsal fizikçiler olan Tsung-Dao Lee ve Chen-Ning Yang’ın 1957 yılında nobel kazandıkları kuramlarını yapmalarına olanak sağlayan bir deney dizayn etti Wu deneyi.

Tarihçilerin "Büyük Bilim" olarak adlandırdıkları 1930larda Ernest O. Lawrence tarafından siklotronun kesfi ile baslamıs olan ve savas sonrası dönemi fizikçilerinin teorilerini test etmek ve yeni sınırlara girmek için devasa makineler, bütçeler ve laboratuvarlar gerektiren bir döneme girildi. Fizikte asıl müsterisi hükumetler olmus ve "temel" arastırmaların desteklenmesinin askeri ve endüstriyel uygulamalar için faydalı teknolojilere neden olabileceğini kabul etmistir.

Hâlen, genel görelilik ve kuantum mekaniği birbiriyle çeliskilidir ve ikisini birlestirmek için çaba gösterilmektedir.

                                     

4.2. Modern Bilim Kimya

Modern kimya on altıncı yüzyıl ve on sekizinci yüzyıllar boyunca, simyanın, tıbbın, imalatın ve madenciliğin desteklediği maddi uygulamalar ve teoriler aracılığıyla ortaya çıktı. 1661de Robert Boyle, The Sceptical Chymist adlı eserinde kimya ve simyayı birbirinden ayırt etmesi belirleyici bir dönüm noktası oldu. Diğer önemli adımlar; William Cullen, Joseph Black, Torbern Bergman ve Pierre Macquer gibi tıbbi kimyagerlerin gravimetrik deneysel uygulamaları ile phlogiston teorisini çürüten, oksijen ve kütlenin korunması yasası üzerine Antoine Lavoisierin Modern Kimyanın Babası çalısmalarıdır. 1803 yılında John Dalton, maddenin temel kimyasal ve fiziksel özelliklerini kaybetmeden parçalanamayan en küçük madde bilesenlerinden olusan" atom”lardan olustuğu teorisini sundu. Dalton ayrıca kütle iliskileri yasasını da formüle etti. 1869da Dmitri Mendeleev, Daltonun kesiflerine dayanan periyodik tablo düzenini olusturdu.

Friedrich Wöhler tarafından yapılan üre sentezi, yeni bir arastırma alanı olan organik kimyanın kapılarını açtı ve 19. yüzyılın sonunda bilim adamları yüzlerce organik bilesiği sentezleyebiliyorlardı. Yağ kaynağı olarak kullanılan balinaların tükenmesinden sonra, 19. yüzyılın sonlarına doğru yerküredeki petrokimyasallarının sömürülmesi görüldü. 20. yüzyılda, rafine edilmis maddelerin sistematik olarak üretilmesi, yalnızca enerji değil aynı zamanda giyim, tıp ve günlük tek kullanımlık ürünlerin yapımında kullanılan sentetik malzemeler için hazır kaynak sağladı. Organik kimya tekniklerinin canlı organizmalara uygulanması, biyokimyanın öncülüğünü yapan fizyolojik kimyanın gelismesine yol açtı. 20. yüzyıl fizik ve kimyanın atomun elektronik yapısının sonucu olarak açıklanan kimyasal kitabında, her zamankinden daha karmasık moleküllerdeki bağ açılarını hesaplamak için kuantum mekaniği ilkelerini kullandı. Paulingin çalısması DNAnın fiziksel modellemesiyle nihayete ulastı. Aynı yıl, Miller-Urey deneyi, primordiyal süreçleri bir simülasyonunda gösterdi: Proteinlerin temel bilesenleri olan basit aminoasitler, kendilerini daha basit moleküllerden olusabiliyordu.

                                     

4.3. Modern Bilim Jeoloji

Jeoloji, tutarlı bir bilim haline gelmeden çok önce, kayalar, mineraller ve yeryüzü biçimleri hakkında izole edilmis, kopuk fikirler kümesi olarak var olmustur. Theophrastusun Peri lithōn kayalarındaki çalısmaları binyıllarca basvurulan bir kaynaktı: Fosillerin yorumlanması Bilimsel Devrim sonrasına kadar aynı kaldı. Çinli polimat Shen Kua 1031-1095 arazi olusumu süreci için hipotezler hazırlayan ilk kisidir. Okyanustan yüzlerce mil uzaktaki bir dağda bulunan bir jeolojik tabakadaki fosilleri inceleyerek, arazinin dağların erozyona uğraması ve silt birikimi yoluyla olustuğu sonucuna vardı.

Jeoloji, Bilim Devrimi sırasında büyük bir yeniden yapılanmaya uğramadı, ancak bireysel teorisyenler önemli katkılarda bulundu. Örneğin Robert Hooke, deprem teorisini formüle etti ve Nicholas Steno, üst üste binme teorisini gelistirdi ve fosillerin bir zamanlar yasayan canlıların kalıntıları olduğunu savundu. Doğa filozofları, 1681de Thomas Burnetin ileri sürdüğü Kutsal Dünya Teorisinden baslayarak Dünyanın zamanla değistiğini kesfetmeye basladılar. Burnet ve çağdasları Dünyanın geçmisini Kitâb-ı Mukaddeste anlatılan olaylar bağlamında yorumladılar, ancak yaptıkları çalısmalar, Dünya tarihinin seküler yorumlamaları için entelektüel temelleri attı

Modern jeoloji, modern kimya gibi, 18. yüzyılda ve 19. yüzyılın baslarında yavas gelisti. Benoît de Maillet ve Comte de Buffon, dini bilginler tarafından da öngörüldüğü gibi, Dünya’nın yasının 6000 yıldan eski olduğunu düsünüyordu. Jean-Étienne Guettard ve Nicolas Desmarest Fransanın orta kesimini gezip gözlemlerini ilk jeolojik haritaların bazılarına kaydetti. Kimyasal deneyler yardımıyla, Iskoçyalı John Walker, Isveçli Torbern Bergman ve Alman Abraham Gottlob Werner gibi doğabilimciler, kayalar ve mineraller için kapsamlı sınıflandırma sistemleri olusturdu. Bu, 18. yüzyılın sonuna kadar jeolojiyi en ileri safhaya tasıyan kolektif bir basarıydı. Stenonun adımlarını takip eden James Hutton, Georges Cuvier ve Alexandre Brongniart, kaya katmanlarının içerdikleri fosillerle tarihlendirilebileceğini iddia ettikleri, Dünya tarihi ile ilgili genellestirilmis bir yorum ortaya koydu. Bu ilk önce Paris Havzasının jeolojik incelemesinde için uygulanan bir ilkedir. Fosil indeksleri, jeologlara, bir bölgedeki kayaların, benzer yastaki uzak yerlerdeki kayalarla olan bağlantısını göstermeye olanak sağlayan, jeolojik haritaları yapmak için güçlü bir araçtır. Charles Lyell, Adam Sedgwick ve Roderick Murchison gibi jeologlar, 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca Avrupa ve doğu Kuzey Amerikadaki kayalıklarda, hükumet tarafından finanse edilen haritalama projelerine zemin hazırlayan yeni bir teknik uyguladı.

19. yüzyılın ortalarında, jeolojinin odağı, açıklama ve sınıflamadan, Dünya yüzeyinin nasıl değistiğini anlama girisimlerine kaydı. Depremler ve yanardağların ilk modern teorileri gibi dağ yapılarının ilk kapsamlı teorileri de bu dönemde önerildi. Louis Agassiz ve diğerleri kıtaları kaplayan buzul çağı gerçeğini ortaya çıkardı ve Andrew Crombie Ramsay gibi "fluvialists"ler akarsu vadilerinin milyonlarca yıldır onlardan akan nehirler tarafından olustuğunu savundu. 20. yüzyıldan itibaren, Radyoaktivitenin kesfinden sonra radyometrik tarihlendirme yöntemleri gelistirildi. Alfred Wegenerin "kıtasal sürüklenme" teorisi 1910larda öne sürüldüğünde genellikle kabul görmedi ancak 1950lerde ve 1960larda toplanan yeni veriler levha tektoniği teorisine öncü olmustur. Bu teori, birbirleriyle bağlantısız gibi görülen çok genis yelpazedeki olaylara birlestirici bir açıklama sağlamıstır. 1970 yılından bu yana, jeolojide birlestirici ilke olarak süregelmektedir.

Levha tektoniği sayesinde kayaların incelenmesinden, Dünyanın bir gezegen olarak bütün halde incelenmesine olanak tanıyan çalısma alanı doğmustur. Bu dönüsümün diğer unsurları sunları içerir: Dünyanın iç mekanının jeofizik çalısmaları, jeolojinin "yer bilimlerinden" biri olan meteoroloji ve osinografiyle gruplanması ve Dünya ile günes sisteminin diğer kayalık gezegenlerinin kıyaslanması.

                                     

4.4. Modern Bilim Astronomi

Samoslu Aristarchus, Günes’in ve Ay’ın boyutlarını ve mesafelerini nasıl belirleyeceğiniz üzerine çalısma yayınladı ve Eratosthenes bu çalısmayı Dünyanın büyüklüğünü bulmak için kullandı. Hipparkus daha sonra dünyanın devinimini kesfetti.

19. yüzyılda astronomide ve optik sistemlerdeki ilerlemeler, 1801’de ilk göktası gözlemi 1 Ceres ve 1846’da Neptün’ün kesfedilmesiyle sonuçlandı. 1925’te Cecilia Payne-Gaposchkin, yıldızların çoğunlukla Hidrojen ve Helyumdan olustuğunu belirledi. Gökbilimci Henry Norris Russell, Dünya ile yıldızların aynı yapıda olduğu yaygın inancından dolayı, Cecilia Payne-Gaposchkin’i bu bulguları doktora tezinde kullanmasından caydırmıstır. Bununla birlikte, dört yıl sonra, 1929da Henry Norris Russell farklı mantıkla aynı sonuca vardı ve kesif sonunda kabul edildi.

George Gamow, Ralph Alpher ve Robert Herman, evrenin arka plan sıcaklığında Büyük Patlama için bir kanıt bulunması gerektiğini hesapladılar. 1964te Arno Penzias ve Robert Wilson, bu hipotez için kanıt olan Bell Labs radyoteleskopunda Holmdel Horn Antennada 3 Kelvin arka plan kesfetti ve evrenin yasını belirlememize yardımcı olan bazı sonuçların temelini olusturdu.

Supernova SN1987A, Dünya üzerindeki gökbilimciler tarafından hem görsel olarak hem de, nötrino astronomisi için bir zafer olarak, Kamiokandedeki günes nötrino dedektörleri tarafından gözlemlendi.

Fakat günes nötrino akısı teorik olarak beklenen değerin bir kısmıydı. Bu uyumsuzluk parçacık fiziği için standart modelde bazı değerlerde değisiklik yapmaya zorladı.

                                     

4.5. Modern Bilim Biyoloji ve tıp

William Harvey, omurgalı dolasım sistemleri hakkındaki kapsamlı çalısmalarının sonuçlarına dayanan Dee Motu Cordis ’i 1628de yayınladı. Kalp, atardamar ve toplardamarların kan dolasımındaki merkezi rolünü tespit etti ve Galenin daha önce var olan ısıtma ve soğutma islevleri hakkındaki görüslerini doğrulayacak herhangi bir bulguya ulasamadı.

Ingiliz Kraliyet Cemiyeti, Antonie van Leeuwenhoekten bir mektup aldı ve bilim adamının kendi hazırlamıs olduğu özel merceklerle yaptığı, mikroskobik organizmalar hakkındaki gözlemlerini 1673te yayınladı.

1847de Macar hekim Ignác Fülöp Semmelweis, doktorların doğuma katılmadan önce ellerini yıkamalarını zorunlu tutarak, doğum atesini ciddi bir sekilde azalttı. Bu kesif, bakterilerin hastalık yapıcı etkisi teorisini öngörüyordu. Bununla birlikte, Semmelweisin bulguları çağdasları tarafından kabul görmedi ve 1865 yılında antisepsi ilkelerini kanıtlayan Ingiliz cerrah Joseph Listerin kesifleriyle basladı. Listerin çalısması, Fransız biyolog Louis Pasteurun önemli bulgularına dayanıyordu. Pasteur tıp’da devrim yaratan mikroorganizmalar ile hastalık arasındaki bağlantıyı kurabilmisti. Ayrıca 1880’e tıptaki en önemli koruyucu yöntemlerden biri olan kuduz asısını üretti. Bunların yanında Pasteur, süt ve diğer gıdalar yoluyla hastalığın yayılmasını önlemeye yardımcı olmak için pastörizasyon sürecini kesfetti.

Belki de tüm bilimlerin en belirgin, tartısmalı ve genis kapsamlı teorisi, Ingiliz doğa bilimci Charles Darwinin 1859da Türlerin Kökeni Üzerine adlı kitabında ortaya koyduğu doğal seçilimle evrim teorisi olmustur. Darwin, insan da dahil olmak üzere tüm canlıların özelliklerinin uzun süren doğal süreçlerle sekillendiğini ileri sürdü. Evrim teorisi su andaki haliyle biyolojinin hemen tüm alanlarını etkiler. Evrimin saf bilimin dısındaki alanlara etkisi,toplumun farklı kesimlerinden gelen hem desteğe hem de muhalefete yol açtı ve" insanın evrendeki yeri” hakkındaki anlayısı derinden etkiledi. 20. yüzyılın baslarında kalıtım çalısması, kesis Moravian Gregor Mendelin 1866 yılında gelistirdiği miras yasalarının 1900 yılında yeniden kesfinden sonra önemli bir arastırma haline geldi. Mendelin kanunları, hem bilimsel hem de endüstriyel arastırmalar için önemli bir arastırma alanı olan genetik çalısma alanının baslangıcını sağlamıstır. 1953 yılına gelindiğinde James D. Watson, Francis Crick ve Maurice, yasamın tüm biçimlerinin ifade edilmesi için genetik madde olan, DNA’nın temel yapısını açıkça ortaya koydu. 20. yüzyılın sonlarında, genetik mühendisliğinin imkânları ilk kez hayata geçirildi ve 1990da tüm insan genomunu haritalamak için büyük bir uluslararası çalısma baslatıldı Insan Genom Projesi.

                                     

4.6. Modern Bilim Ekoloji

19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın baslarında Ekoloji disiplini, tipik olarak, kökenini Darwin’in evriminin ve Humboldt biyocoğrafyasının sentezine kadar izler. Bununla birlikte, ekolojinin yükselisinde aynı derecede önemli olan mikroprobiyoloji ve toprak bilimi, özellikle de Louis Pasteur ve Ferdinand Cohnda göze çarpan yasam kavramı döngüsü idi. Ekoloji kelimesi, özellikle doğayı özellikle Darwinin teorisi bütünsel olarak düsünen ekojik düsünce fikrinin sahibi Ernst Haeckel tarafından ortaya atıldı. 1930larda Arthur Tansley ve diğerleri, deneysel toprak bilimi ile fizyolojik enerji kavramlarını ve saha biyolojisi tekniklerini birlestiren ekosistem ekolojisi alanını gelistirmeye basladılar. 20. yüzyılda ekoloji tarihi çevrecilik ile yakından bağlantılıdır. Ilk kez 1960larda formüle edilen ve 1970lerde yaygınlasan Gaia hipotezi, son zamanlarda Derin Ekolojinin bilimsel-dinsel hareketi birbirine daha yakın hale getirdi.

                                     

4.7. Modern Bilim Sosyal bilimler

Fiziksel bilimlerde bilimsel metodun basarılı bir sekilde kullanılması, aynı metodolojinin birçok alanda insan çabalarını daha iyi anlayacak sekilde uyarlanmasını sağladı. Bu çabadan sosyal bilimler gelisti.

                                     

4.8. Modern Bilim Siyaset bilimi

Siyaset bilimi, sosyal bilimler açısından geç gelmistir. Bununla birlikte, bu disiplinin; ahlak felsefesi, siyasi felsefe, siyasi ekonomi, tarih ve diğer alanların kuralcı belirmeler ısığında nasıl olması gerektiğinin belirlenmesi ve ideal hükumet biçiminin özelliklerinin ve islevlerinin çıkarılması gibi net öncelikleri vardır. Politikanın kökenleri tarih öncesi döneme dayanır. Her tarihi dönemde ve hemen her coğrafi alanda, siyaset üzerine çalısan ve siyasi anlayısı gelistiren birilerini bulabiliriz.

Batı kültüründe, ilk siyaset arastırması Antik Yunanda bulunur. Avrupa siyasetinin köklerinin geçmise yönelik izleri, Plato ve Aristo’dan bile önce, özellikle Homeros, Hesiod, Thucydides, Xenophon ve Euripidesin eserlerinde görülür. Daha sonradan Plato siyasi sistemleri analiz etti.Bu analizleri, daha edebi ve tarih odaklı çalısmalarından özetledi ve felsefeye daha yakın olarak,anlayabileceğimiz bir yaklasım uyguladı. Benzer sekilde, Aristo, Platonun analizindeki tarihi deneysel kanıtları da içerecek sekilde analizini yaptı.

Geleneksel olarak Chānakya MÖ 350–283 ile birlikte tanımlanan Kautilya ve Vishnugupta tarafından yazılmıs olan eski bir Hint tezi, devletçilik, ekonomi, siyaset ve askeri strateji üzerine yazılmıstır. Bu tezde, halkın, kralın, devletin, hükûmet görevlilerinin, saray mensuplarının, düsmanlarının, isgalcilerin ve kurumların davranısları ve iliskileri analiz edilmis ve belgelendirilmistir. Roger Boesche, Arthaśāstra ’yı "siyasi gerçekçilik kitabı, politik dünyayı nasıl islediğini analiz eden bir kitap ve genellikle nasıl çalısması gerektiğini söylemeyen bir kitap" olarak tanımlıyor. Bu kitap genellikle krala,devleti yönetmek ve ortak çıkarları korumak için nasıl önlemler alması gerektiğini sık açıklayan kitap olarak da bilinir.

Roma hükümdarlığı sırasında, Julius Caesar, Cicero ve diğerleri gibi devlet adamları bize cumhuriyet ve Roma imparatorluğu ve savas politikaları hakkında örnekler sunarken, Polybius, Livy ve Plutarch gibi ünlü tarihçiler de Roma Cumhuriyeti’nin yükselisini, diğer ulusların örgütlenmelerini ve tarihlerini belgeledi. Bu çağdaki siyaset çalısması, tarih anlayısı, yönetim yöntemlerini anlama ve hükumetlerin isleyisini tanımlamaya odaklanmıstır. Batı Roma Imparatorluğunun çöküsüyle siyasi arastırmalar için daha yaygın bir alan ortaya çıktı. Özellikle Batı geleneğinde tek tanrılığın yükselisiyle, Hristiyanlık, siyaset ve siyasi eylem için yeni bir alan ortaya çıkarmıstır. Ortaçağ boyunca, kilise ve mahkemelerde siyaset arastırması yaygınlastı. Hippolu Augustinein yazdığı, Tanrının Sehri gibi eserler, mevcut felsefeleri ve siyasi gelenekleri Hristiyanlığınkilerle sentezledi, din ile siyaset arasındaki sınırları yeniden tanımladı. Kilise ve Devlet arasındaki iliskiyi çevreleyen siyasi soruların çoğu bu dönemde tartısmaya açıldı ve netlesti.

Ortadoğu’da ve daha sonra Islami bölgelerde, Ömer Hayyam’ın Rubaiyat ve Firdevsî’nin Kralların destanı gibi eserler siyasi analiz kanıtları sağlarken, Ibn-i Sina, Musa ibn Meymun, Ibn Rüsd gibi Islamcı Aristocular, Aristo’nun analiz ve deneyci geleneğini sürdürerek, Onun eserleri üzerine yorumlar yazdılar. Italyan Rönesansı sırasında Niccolò Machiavelli, siyasal kurumlar ve aktörler üzerine doğrudan deneysel gözlemler yaptı ve modern siyasal bilimlerin önemine vurgu yaptı. Daha sonra, Aydınlanma döneminde bilimsel paradigmanın genisletilmesi, politik arastırmayı normatif belirlemelerin de ötesine itti. Özellikle istatistik çalısmaları, seçim ve oy kullanımı alanlarında kullanıldı.

20. yüzyılda, ideoloji, davranısçılık ve uluslararası iliskiler çalısması pol-sci olarak adlandırılan çok sayıda alt disiplinin olusmasına yol açmıstır. Bunlardan bazıları; rasyonel seçim teorisi, seçim sistemi, oyun teorisi, seçimbilim, siyasi coğrafya/jeopolitik, siyasi psikoloji/siyasal sosyoloji, siyasi ekonomi, siyasi analiz, kamu yönetimi, karsılastırmalı siyasi analiz ve barıs ve çatısma arastırmaları’dır.

                                     

4.9. Modern Bilim Dil Bilimi

Tarihsel dilbilim, 18. yüzyılın sonunda bağımsız bir çalısma alanı olarak ortaya çıktı. Sir William Jones, Sanskritçe, Farsça, Yunanca, Latince, Gotik ve Kelt dillerinin hepsinin ortak bir temel paylastığını ileri sürdü. Jonestan sonra, dünyanın tüm dillerini kataloglamak için 19. yüzyıldan ve 20. yüzyıla kadar bazı çalısmalar yapılmıstır. Ferdinand de Saussurenin Cours de linguistique générale adlı kitabının yayınlanması betimsel dilbilimin gelismesini sağladı. Tanımlayıcı dilbilim ve ilgili yapısalcılık hareketi, diller arasındaki farklılıkları tanımlamak yerine, dil biliminin, dillerin zamanla nasıl değistiğini belirlemeye odaklanmasını sağlamıstır. Noam Chomsky, 1950lerde yaratıcı dil biliminin gelistirerek dil bilimini çesitlendirdi. Çalısmaları, geçerli söz diziminin tanımlanmasına ve tahmin edilmesine izin veren matematiksel bir dil modeline dayanmaktadır. Sosyolinguistik, bilissel dilbilim ve hesaplamalı dilbilim gibi uzmanlık alanları dilbilim ve diğer disiplinler arasındaki isbirliğinden ortaya çıkmıstır.

                                     

4.10. Modern Bilim Ekonomi

Adam Smithin 1776da yayınlanan Ulusların zenginliği An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations adlı eseri klasik ekonomi için temel olusturur. Smith, sınıf ayrımı ile serbest ticaret sistemini savunan merkantilizm’i elestirdi. Aktif unsurlardan olusmus ekonomi sistemlerini, yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren, gizli el’ diye tabir ettiği, aktörlerin olduğunu ileri sürmüstür. Karl Marx, Marksist ekonomi diye adlandırılan alternatif bir ekonomik teori gelistirdi. Marksist ekonomi, emeğin değer teorisine dayanır ve malın değerinin, üretmek için gerekli olan emek miktarına dayandığını var sayar. Bu varsayıma göre, kapitalizm, kâr sağlamak için isçilerin emeğinin tam karsılığını ödemeyen isverenlere dayanıyordu. Avusturya okulu, girisimciliği ekonomik kalkınmanın itici gücü olarak görerek Marksist ekonomi teorisine tepki gösterdi. Bu, emek değer teorisini,bir arz ve talep sistemi ile değistirdi.

1920lerde, John Maynard Keynes, mikroekonomi ve makroekonomi arasında bir ayrıma öncü oldu. Keynesyen ekonomi altında, makroekonomik eğilimler bireylerin ekonomik tercihlerini bastırabilir. Hükumetler, ekonomik genislemeyi tesvik etmek için bir araç olarak, mallara olan toplam talebi tesvik etmelidir. Ikinci Dünya Savasını takiben, Milton Friedman parasalcılık kavramını yarattı. Parasalcılık, para arzı ve talebini, ekonomik faaliyetin kontrolü için bir araç olarak kullanmaya odaklanır. 1970lerde parasalcılık, ekonomik büyümeyi ve mevcut para miktarını artırmak için bir araç olarak vergileri azaltmayı savunan, arz yanlı ekonomi politikasına adapte edildi. Diğer modern ekonomik düsünceler, Yeni Klasik ekonomi ve Yeni Keynesgil ekonomidir. 1970lerde klasik yeni ekonomi gelistirildi ve mikroekonominin makroekonomik büyümenin temeli olduğunu vurguladı. Yeni Keynesyen ekonomi, kısmen Yeni Klasik ekonomiye tepki olarak yaratıldı ve neden piyasadaki verimsizliklerin bir merkez bankası veya hükumet tarafından kontrol edilmesi gerektiğini ele alır.

Yukarıdaki "ekonomi tarihi", modern ekonomi ders kitaplarını yansıtır ve bu bilimin son asamasının, tarihinin doruk noktası anlamına gelir Kuhn, 1962. 1776da, "Ulusların Zenginlikleri" kitabının ortasındaki bir bölümün kayıp bir sayfasında belirtilen" gizli el”, Smithin esas mesajını tasımaktadır. Modern teoriye entegre edilemeyeceği için, Smithin mesajını içeren "Zenginlik" in açılıs pasajından asla söz edilmemektedir:" Zenginlik” piyasa hacmi ve verimsiz emek için üretkenlik oranı ile değisen isgücü dağılımına bağlıdır.

                                     

4.11. Modern Bilim Psikoloji

19. yüzyılın sonu, bilimsel bir girisim olarak psikolojinin baslangıcına isaret eder. 1879 yılı, genellikle,bağımsız bir çalısma alanı olarak psikolojinin baslaması olarak görülmektedir. Aynı yıl içinde Wilhelm Wundt, psikolojik arastırmaya ayrılmıs ilk laboratuvarı Leipzigde kurdu. Psikolojiye önemli katkılarda bulunan ilk kisiler arasında Hermann Ebbinghaus hafıza arastırmalarında öncü, Ivan Pavlov klasik kosullanmayı kesfetti, William James ve Sigmund Freud da yer alıyor. Kültürel bir simge olmasının yanında, Freudun bilimsel psikolojiye etkisi muazzam olmustur.

20. yüzyılda, Freudun teorilerini çok bilim dısı olarak reddedilmesi ve Edward Titchenerın zihnin atomistik yaklasımına karsı bir tepki ortaya çıktı. Bu, John F. Skinner tarafından yaygınlastırılan ve John B. Watson tarafından yapılan davranıscılığın formüle edilmesine yol açtı. Davranısçılık, açık davranıs için epistemolojik olarak sınırlayıcı psikolojik çalısmayı önerdi; çünkü bu, güvenilir bir sekilde ölçülebilirdi. "Akıl" ın bilimsel bilgisi çok metafizik olarak kabul edildi, bu nedenle ulasılması imkânsızdı.

20. yüzyılın sonlarında, toplu olarak bilissel bilim diye tabir edilen, insan psikolojisinin incelenmesine yönelik yeni bir disiplinlerarası yaklasım ortaya çıkmıstır. Bilissel bilim, psikoloji, dilbilim, bilgisayar bilimi, felsefe ve nevrobiyoloji araçlarını kullanarak,zihni yeniden inceleme konusu olarak değerlendirir. PET taramaları ve CAT taramaları gibi beyin aktivitelerinin görsellestirilmesi ile ilgili yeni yöntemler, bazı arastırmacıları zihni, bilis yerine beyni inceleyerek arastırmaya yöneltti. Bu yeni arastırma biçimleri insan zihnini genis bir sekilde anlamanın mümkün olduğunu ve böyle bir anlayısın yapay zeka gibi diğer arastırma alanlarına uygulanabileceğini varsaymaktadır.

                                     

4.12. Modern Bilim Sosyoloji

Ibn-i Haldun en eski bilimsel sistematik sosyolog olarak görülebilir. Modern sosyoloji, 19. yüzyılın baslarında dünyanın modernlesmesine akademik yanıt olarak ortaya çıktı. Birçok erken sosyolog ör. Émile Durkheim için sosyolojinin amacı yapısalcılığın içinde, toplumsal grupların kaynasmasını anlamak ve toplumsal parçalanmaya "panzehir" gelistirmekti. Max Weber, kisileri akılcı düsüncenin "demir kafesine" çekeceklerine inandığı rasyonalizasyon kavramıyla ve toplumun modernizasyonu ile ilgilendi. Georg Simmel ve W. E. B. Du Bois de dahil olmak üzere bazı sosyologlar daha fazla mikro sosyolojik ve niteliksel analiz kullandı. Bu mikro düzeydeki yaklasım, sosyolojiye sembolik etkilesimcilik yaklasımının yaratılmasına neden olan, George Herbert Mead ve öğrencisi Herbert Blumerın teorileri ile birlikte,Amerikan sosyolojisinde önemli bir rol oynamıstır.

1940larda ve 1950lerde Amerikan sosyolojisi büyük oranda, yapısal entegrasyonu destekleyen toplumun yönlerinin "islevsel" olduğunu savunan, Talcott Parsons tarafından idame edildi. 1960lı yıllarda, statükoya özgü esitsizliklerin gerekçesi olarak görmeye basladıkları yapısal islevsellik yaklasımı sosyologlar tarafından sorgulandı. Tepki olarak, kısmen Karl Marxın felsefelerine dayanan çatısma kuramı gelistirildi. Çatısma teorisyenleri, toplumu, farklı grupların kaynakları kontrol etmek için yarıstığı bir alan olarak görüyorlardı. Sembolik etkilesimcilik de sosyolojik düsüncenin merkezi olarak görülmeye baslamıstır. Erving Goffman, sosyal etkilesimleri, bireylerin "sahne arkası"nı hazırladığı ve izlenim yönetimi yoluyla kitlelerini kontrol etmeye çalıstıkları, bir "sahne performansı" olarak gördü. Bu teori günümüzde sosyolojik düsüncede ön plana çıkarken, feminist kuram, postyapısalcı felsefe, rasyonel seçim teorisi ve postmodernizm gibi baska yaklasımlar da görülür.

                                     

4.13. Modern Bilim Antropoloji

Antropoloji Aydınlanma Çağının bir sonucu olarak anlasılabilir. Bu dönemde Avrupalılar sistematik olarak insan davranıslarını inceleme girisimlerinde bulundular. Hukuk felsefesi, tarih, filoloji ve sosyoloji gelenekleri bu dönemde gelisti.

Aynı zamanda" Aydınlanma”ya verilen romantik tepki Johann Gottfried Herder ve sonrasında, bu disiplinin merkezinde yer alan kültür kavramının temelini olusturan çalısmalara imza atan, Wilhelm Dilthey gibi düsünürler çıkarttı. Geleneksel olarak, konunun tarihinin büyük kısmı Batı Avrupa ve dünyanın geri kalanı arasındaki sömürge karsılasmalarına dayanıyordu ve 18. yüzyılın ve 19. yüzyılın çoğunun antropolojisi simdi bilimsel ırkçılık olarak sınıflandırılmaktadır.

19. yüzyılın sonlarında, "antropometrik teknikler"e dayanan "antropolojik" bir ikna ile "etnolojik" ikna kültürlere ve geleneklere bakanlar arasında, "insan çalısması" ile ilgili savaslar gerçeklesti ve bu ayrımlar daha sonra fiziksel antropoloji ile kültürel antropoloji arasındaki bölünmenin bir parçası haline geldi ve bu antropoloji Franz Boas’ın öğrencileri tarafından baslatıldı.

20. yüzyılın ortalarında, önceki antropolojik ve etnografik arastırmaların metodolojilerinin çoğunun arastırma etiği yönünden gözden geçirildi ve aynı zamanda sorusturma alanı olan "ilkel kültürler"geleneksel çalısmanın ötesine genislemistir.

Paleontoloji, fiziksel antropoloji ve etoloji metodolojilerini diğer disiplinlerden alan, bilimsel bir disiplin olan paleoantropolojinin ortaya çıkısı 20. yüzyılın ortalarındadır ve insan kökenleri, evrim, genetik ve kültürel miras ve çağdas insanlık çıkmazına iliskin perspektifler hakkında genis bilgiler verir.

                                     

4.14. Modern Bilim Yükselen disiplinler

20. yüzyılda bir takım disiplinler arası bilim alanları ortaya çıktı. Örnekler sunlardır:

Iletisim bilimi, hayvan iletisimi, bilgi teorisi, pazarlama, halkla iliskiler, telekomünikasyon ve diğer iletisim biçimlerini birlestirir.

Teorik dilbilim temeli üzerine insa edilen bilgisayar bilimleri, ayrık matematik ve elektrik mühendisliği, hesaplamanın doğasını ve sınırlarını inceler. Alt alanlar arasında, hesaplanabilirlik, hesaplama karmasıklığı, veritabanı tasarımı, bilgisayar ağları, yapay zeka ve bilgisayar donanım tasarımı bulunmaktadır. Bilisim alanındaki ilerlemeler, bilimsel verilerin büyük ölçekli arsivlenmesini kolaylastırarak daha büyük bilimsel gelisime katkıda bulunmustur. Çağdas bilgisayar bilimleri, yazılım mühendisliğinin pratik vurgusunun aksine, matematiksel teoriyi vurgulayarak kendisini ayırt eder.

Çevre bilimi disiplinler arası bir alandır. Biyoloji, kimya, yer bilimleri, ekoloji, coğrafya, matematik ve fizik disiplinleri ısığında gelisir.

Malzeme bilimi; metalürji, mineraloji ve kristalografiden köken alır. Kimya, fizik ve çesitli mühendislik disiplinlerini birlestirir. Bu çalısma alanı metaller, seramik, cam, plastik, yarı iletkenler ve kompozit malzemeler üzerinde çalısmaktadır.

                                     

5. Akademik çalısma

Akademik bir alan olarak, bilim ve teknoloji tarihi, William Whewellin Endüktif Bilimler Tarihi nin yayımıyla basladı önce 1837de yayınlandı. Bilim tarihinin bağımsız bir disiplin olarak daha resmi bir çalısması George Sartonun Bilim Tarihine Giris 1927 yayınları ve Isis dergisi 1912de kurulmus tarafından baslatılmıstır. Sarton, 20. yüzyılın baslarındaki bilim tarihini, büyük adamlar ve harika fikirler tarihi olarak tasvir etti. Bilimin tarihi, bu dönemde Amerikan tarihinin tanınmıs bir alt alanı değildi çalısmaların çoğu profesyonel tarihçilerden ziyade ilgili bilim insanları ve hekimler tarafından gerçeklestirildi. Harvarddaki I. Bernard Cohenin çalısmaları ile 1945ten sonra bilim tarihi kurulmus bir alt disiplin haline geldi.

Matematik tarihi, teknoloji tarihi ve felsefe tarihi farklı arastırma alanlarından olusmakta ve diğer makalelerde yer almaktadır. Matematik, doğal bilimlerle en azından modern anlayısla yakından ilgilidir. Aynı sekilde teknoloji, ampirik gerçeğin arastırılmasıyla yakından iliskili ancak açıkça farklıdır.

Bilim tarihi, uluslararası uzman bir topluluğa sahip akademik bir disiplindir. Bu alandaki ana mesleki organizasyonlar, Bilim Tarihi Topluluğu, Ingiliz Bilim Tarihi Topluluğu ve Avrupa Bilim Tarihi Topluluğudur.

                                     

5.1. Akademik çalısma Bilim tarihi teorileri ve sosyolojisi

Bilim tarihinin arastırmalarının çoğu, bilimin ne olduğu, islevinin nasıl olduğu hakkında sorulara cevap bulmak için ayrılmıstır. Özellikle bilim sosyolojisi, bilim insanlarının "bilimsel bilgiyi" ürettikleri ve insa ettikleri yolları yakından inceleyen çalısmalara odaklanmıstır. 1960lardan bu yana, bilim çalısmalarındaki sosyolojinin ve bilim tarihinin incelenmesi yaygın trend, bilim çalısmalarında ortak bir eğilim olan bilimsel bilginin "insani bileseni"ni vurgulamak olmustur. Bilim ve Teknoloji Çalısma alanları, bilim tarihi çalısmalarını çakıstıran ve sıklıkla bilgilendiren bir alandır. Hem çağdas hem de tarihsel dönemlerdeki bilimin toplumsal bağlamı üzerine odaklanmaktadır.

Humboldtian bilimi, bilimsel çalısmaları Romantizm çağındaki hassasiyetle birlestiren, 19. yüzyılın baslarındaki etik ve estetik yaklasımları ifade eder. Bilim adamı, tabiatçı ve kâsif Alexander von Humboldtın modeline dayanan, ekoloji temelli, doğa biliminin ayrı bir alan olarak kurulmasına yardımcı oldu. Daha sonraki 19. yüzyıl pozitivizmi tüm özgün bilgilerin doğrulamaya izin verdiğini iddia etti ve bu otantik bilgiler, tek geçerli bilginin bilimsel olduğunu varsayar.

Bilimin felsefesindeki önemli bir endise ve tartısma konusu, teorinin doğası bilimin değisimidir. Karl Popper, bilimsel bilginin kademeli ve kümülatif olduğunu savundu; Thomas Kuhn," bu bilimsel bilgi "paradigma kaymaları" boyunca hareket eder ve asamalı olmak zorunda değildir”; Paul Feyerabend," bu bilimsel bilgi kümülatif veya kademeli değildir ve yöntem açısından bilimle herhangi bir arastırma sekli arasında herhangi bir sınırlama olamaz” der.

20. yüzyılın ortalarında, Thomas Kuhnun 1962de Bilimsel Devrimlerin Yapısı ’ndan baslayarak, sosyal bağlamda bilimin rolüne dayanan bir dizi çalısma görüldü. Pozitivizmin, bilimdeki insan katılımcıların gerçek etkilesimlerini ve stratejilerini açıklamadığını ve bilimsel evrimin kısmen sosyolojik olarak belirlendiğini ileri sürerek bilim çalısmalarını yeni disiplinlere açtı. Thomas Kuhnın belirttiği gibi, bilim tarihi, bilim dısında entelektüel, kültürel, ekonomik ve politik temaları içeren rakip paradigmalar veya kavramsal sistemler gibi, daha genis bir matriste, daha incelikli terimlerle görülebilir. Kısmen tercih ve kısmen çarpıtma ile, daha erken yastaki bilim insanları üstü kapalı olarak aynı sabit sorunlar dizisi üzerinde çalısılmıs gibi sunulmus ve aynı ilkelere uygun olarak bilimsel teoride en son devrim ve metodun bilimsel görünmesine neden olmustur.

Daha ileri çalısmalar, örn. Jerome Ravetz’in 1971 deki Bilimsel Bilgi ve Toplumsal Sorunları, bir bilimsel topluluğun, toplumsal bir yapı olarak bilimsel bilgiyi kabul etmede veya reddetmedeki objektif rolüne değindi. 1990daki Bilim savasları, bilimin genel olarak objektifliğini reddeden ya da öyle görünen Fransız filozoflarının etkisiyle ilgiliydi. Saf bir bilimin idealize edilmis modeli ile fiili bilimsel uygulama arasındaki farkları da açıkladılar. Pozitivizm yaklasımının yeniden canlandırılması olan bilimcilik, nihai metafizik ve ahlaki tartısmaları halletmek için kesin ölçümü ve titiz hesaplamayı tanımladılar.

                                     

5.2. Akademik çalısma Birçok Bilimsel Yenilikçinin Sıkıntısı

Bilim tarihinde tekrarlanan bir gözlem, bilimsel kurulusun çevresi üzerinde çalısan birinci sınıf bilim insanlarının tanınması için verilen mücadeleyi içerir. Mesela, büyük fizikçi Lord Rayleigh, John James Waterstonun gazların kinetik teorisine iliskin taslak kâğıtlarına baktıktan sonraki hissiyatını su sekilde ifade eder:" iyi seyler yapabileceğine inanan genç bir yazar genellikle bilim dünyasının olumlu bir sekilde tanınmasını sağlamak için iyi seyler yapar.daha yüksekten uçmaya baslamadan önce”

Daha genel anlamda, Robert K. Merton, nispeten bilinmeyen bilim adamları tarafından yazılan yazıların, yıllarca reddedilen ya da ihmal edilen örneklerinin, bilim tarihi ile dolu olduğunu söylemektedir.

                                     

6. Ilave okumalar

  • Kumar, Deepak 2006. Science and the Raj: A Study of British India, 2nd edition. Oxford University Press. 0-19-568003-0
  • Mayr, Ernst. 1985. The Growth of Biological Thought: Diversity, Evolution, and Inheritance.
  • Agassi, Joseph 2007 Science and Its History: A Reassessment of the Historiography of Science Boston Studies in the Philosophy of Science, 253 Springer. 1-4020-5631-1.
  • Rousseau, George and Roy Porter, eds. 1980). The Ferment of Knowledge: Studies in the Historiography of Science Cambridge University Press. 0-521-22599-X
  • Bronowski, J. 1951 The Common Sense of Science Heinemann. 84-297-1380-8) Includes a description of the history of science in England.
  • Porter, Roy, ed. 2003. The Cambridge History of Science, Volume 4: The Eighteenth Century
  • North, John. 1995. The Norton History of Astronomy and Cosmology.
  • Byers, Nina and Gary Williams, ed. 2006 Out of the Shadows: Contributions of Twentieth-Century Women to Physics, Cambridge University Press3 Mart 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. 978-0-521-82197-1
  • Lakatos, Imre 1978. History of Science and its Rational Reconstructions published in The Methodology of Scientific Research Programmes: Philosophical Papers Volume 1. Cambridge University Press
  • Herzenberg, Caroline L. 1986. Women Scientists from Antiquity to the Present Locust Hill Press 0-933951-01-9
  • Park, Katharine, and Lorraine Daston, eds. 2006 The Cambridge History of Science, Volume 3: Early Modern Science
  • Margolis, Howard 2002. It Started with Copernicus. McGraw-Hill. 0-07-138507-X
  • Boorstin, Daniel 1983. The Discoverers: A History of Mans Search to Know His World and Himself. Random House. ISBN 978-0-394-40229-1. OCLC 9645583.
  • Kuhn, Thomas S. 1996. The Structure of Scientific Revolutions 3rd bas. University of Chicago Press. ISBN 978-0-226-45807-6.
  • Brock, W.H. 1993 The Norton History of Chemistry.
  • Lindberg, David C.; Shank, Michael H., Edl. 2013. The Cambridge History of Science. 2, Medieval Science. Cambridge University Press. doi:10.1017/CHO9780511974007. ISBN 978-0-521-59448-6. 4 Mart 2016 tarihinde kaynağından arsivlendi. Erisim tarihi: 18 Eylül 2020.
  • Slotten, Hugh Richard, ed. 2014 The Oxford Encyclopedia of the History of American Science, Medicine, and Technology.
  • Agar, Jon 2012 Science in the Twentieth Century and Beyond, Polity Press. 978-0-7456-3469-2)
  • Bowler, Peter J. 1993 The Norton History of the Environmental Sciences.
  • Nye, Mary Jo, ed. 2002. The Cambridge History of Science, Volume 5: The Modern Physical and Mathematical Sciences
  • Levere, Trevor Harvey. 2001 Transforming Matter: A History of Chemistry from Alchemy to the Buckyball
                                     

7. Dıs bağlantılar

  • The official site of the Nobel Foundation4 Nisan 2006 tarihinde WebCite sitesinde arsivlendi. Features biographies and info on Nobel laureates
  • Museo Galileo – Institute and Museum of the History of Science in Florence, Italy11 Aralık 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • The Royal Society, trailblazing science from 1650 to date18 Ağustos 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • IsisCB Explore: History of Science Index28 Eylül 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. An open access discovery tool
  • History of Science Digital Collection: Utah State University15 Eylül 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. – Otto Brunfels, Charles Darwin, Erasmus Darwin, Carolus Linnaeus Antony van Leeuwenhoek, Jan Swammerdam, James Sowerby, Andreas Vesalius ve diğerleri gibi bilimsel arastırma tarihindeki önemli isimlerin temel kaynaklarını içerir.
  • History of Science Society "HSS"15 Eylül 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • The Vega Science Trust10 Haziran 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. Feynman, Perutz, Rotblat, Born ve birçok Nobel Ödülü Sahibi dahil birçok bilim adamının videoları.
  • International History, Philosophy and Science Teaching Group19 Eylül 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • Inter-Divisional Teaching Commission IDTC of the International Union for the History and Philosophy of Science IUHPS13 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • International Academy of the History of Science
  • Digital Archives of the National Institute of Standards and Technology NIST19 Eylül 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • A History of Science, Vols 1–4, online text
  • Fransızca The CNRS History of Science and Technology Research Center24 Subat 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. in Paris France
  • Division of History of Science and Technology of the International Union of History and Philosophy of Science23 Eylül 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
  • Digital facsimiles of books from the History of Science Collection13 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi., Linda Hall Library Digital Collections
  • National Center for Atmospheric Research NCAR Archives19 Haziran 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi.
Free and no ads
no need to download or install

Pino - logical board game which is based on tactics and strategy. In general this is a remix of chess, checkers and corners. The game develops imagination, concentration, teaches how to solve tasks, plan their own actions and of course to think logically. It does not matter how much pieces you have, the main thing is how they are placement!

online intellectual game →